ISSN: 0041-4247
e-ISSN: 2791-9714

Ertan Ünlü

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Tarih Bölümü, Ankara/TÜRKİYE

Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, Savaş, Mükâleme Belgesi, 1776.

Giriş

Bu çalışmanın amacı, 1768-1774 Osmanlı Rus Savaşı’na nokta koyan Küçük Kaynarca Antlaşması (21 Temmuz 1774) sonrasında iki devlet arasında devam eden müzakere süreçlerinin bir parçasını teşkil eden 15 Eylül 1776 tarihli mükâleme belgesini neşretmektir. Bundaki etken, bu belgenin, ilgili dönemde Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya beynindeki ilişkiler için önemli veriler içermesidir.

Bu doğrultuda çalışma üç kısımdan ibarettir. İlk kısımda 1768-1774 Osmanlı Rus Savaşı ve sonrasında yaşanan gelişmelere kısaca değinilecektir. Zira bu, ilgili belgenin anlaşılması açısından elzemdir. İkinci kısımda ise mükâleme belgesinin içeriğine göz gezdirilecektir. Son kısımda da mükâleme belgesinin transkripsiyonuna yer verilecektir.

1. 1768-1774 Osmanlı Rus Savaşı ve Sonrasında Yaşanan Gelişmeler

1768-1774 Osmanlı Rus Savaşı[1] , I. Mahmud (1730-1754)’un saltanatının son yıllarında etkisi görünen ve taht değişikliklerine rağmen 1768’lere kadar devam eden görece uzun bir barış döneminin ardından başlamıştır. Bunda, Rusya’nın Lehistan’ın iç işlerine karışması ve burayı kendi nüfuzu altına almasının yanı sıra, Rusların Kırım Hanlığı ile Osmanlı topraklarına yaptıkları saldırılar etken teşkil etmiştir. Dolayısıyla III. Mustafa (1757-1774) 8 Ekim 1768’de hazırlıksız bir şekilde Rusya’ya savaş ilan etmiştir.

Bu doğrultuda savaş, Kırım hanı Kırım Giray Han’ın yaklaşık 100 bin kişilik bir kuvvetle 31 Ocak 1769’da Kavşan’da Rus topraklarına yaptığı saldırılar ile başlamıştır. Zira Kırım Giray Han bu saldırıdan 20 binden fazla esir ve çok miktarda ganimetle geri dönmüştür. Ancak Kırım Giray Han’ın başarısı kısa ömürlü olmuştur. Çünkü Ruslar kendisini zehirleterek Mart 1769’da onu öldürtmüştür.

Kırım hanının bu girişiminin ardından ise Osmanlı ordusu 22 Mart 1769’da Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa komutasında İstanbul’dan ayrılmıştır. Mayıs 1769’da İsakçı’ya varan ordu, 26 Haziran 1769’da Bender’e yakın olan Yassıtepe’ye ulaşmıştır. Bu sırada da Ruslar 19 Nisan 1769’da Hotin’i muhasara etmiştir. Ancak bir sonuç elde edememişlerdir. Rus General Golitsin Temmuz 1769’da yeniden Hotin’e saldırmıştır. Osmanlı kuvvetleri kale dışından gelen 30-40 bin süvari desteğiyle bu saldırıyı püskürtmüş ve Ruslar 17 Temmuz 1769’da tekrar geri çekilmiştir.

Bu sırada yaşanan zahire kıtlığı ve askerlerin firarları nedeniyle, Osmanlı ordusu Yassıtepe’den Hantepesi’ne taşınmıştır. Bunun sorumlusu sadrazam Yağlıkçızâde Mehmed Emin Paşa’dır. Çünkü daha seferin başında isteksiz davranan Mehmed Emin Paşa, Ruslarla bir savaşa girişilmeden geri dönüleceği kanaatindedir ve dolayısıyla herhangi bir tedarik yaptırmayı gerekli görmemiştir. Bu sebeple onun yerine Moldovancı Ali Paşa 12 Ağustos 1769’da sadarete tayin edilmiştir. Her ne kadar Moldovancı Ali Paşa Osmanlı birliklerini takviye etmiş olsa da Rusların 17 Eylül 1769’da Hotin’e girmesini engelleyememiştir.

Hotin’in ardından Eflak ve Boğdan’a yönünü çeviren Ruslar, Kasım 1769’da Boğdan’ı, 27 Şubat 1770’te de Eflak’ı istila etmişlerdir. 1 Ağustos 1770’te de Kartal’da Osmanlı ordusunu yenmişlerdir. Dolayısıyla Kartal bozgunu savaşın dönüm noktalarından biridir. Zira bunun akabinde Ruslar İsmail, Kili, Bender, Akkerman ve İbrail’i işgal etmiştir. Bu sırada Rumlar Mora’da isyan ederken, İngilizlerin yardımıyla Baltık’tan Akdeniz’e gelen Rus donanması da 6-7 Temmuz 1770’te Çeşme’de Osmanlı donanmasını ateşe vermiştir. Bunun ardından sulh girişimleri olsa da bu, savaşı durdurmaya yetmemiştir.

24 Şubat 1771’de Yergöğü Kalesi Rusların eline geçse de Mora isyanını bastıran Muhsinzade Mehmed Paşa 29 Mayıs 1771’de Yergöğü’nü geri almıştır. 8 Temmuz 1771’de de Ruslar tamamen Kırım’ı işgal etmiştir. Bundan sonra Tuna hattında ilerleyen Ruslar, önce Yergöğü’yü, ardından da 29 Ekim 1771’de Tolçı’yı elde etmiştir. Akabinde de Kasım 1771’de Babadağı’ndaki Osmanlı ordugahına saldırarak, Osmanlı ordusunu tekrar bozguna uğratmışlardır.

Bu bozgunun ardından Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Yergöğü’nde yeniden barış görüşmeleri başlamış ve 12 Temmuz 1772’de iki tarafın bulundukları yerde kalmaları şartıyla mütareke yapılması kararlaştırılmıştır. Akabinde de Fokşan’daki müzakerelere geçilmiştir. Ancak yaklaşık 1 aylık bir sürecin sonunda herhangi bir neticeye ulaşılamamıştır.

2 Kasım 1772’de Bükreş’te tekrar başlayan görüşmeler, 22 Mart 1773’e kadar sürmüştür. Fakat yine bir sonuç elde edilememiştir. Zira Kırım’ın bağımsızlığı konusunda iki taraf arasında bir uzlaşma sağlanamamıştır. Dolayısıyla Ruslar Tuna boyları, Kırım, Gürcistan, Kuban ve Akdeniz’de yeniden harekete geçmiştir. Ancak Rusya’daki Pugaçev isyanının yanı sıra, 21 Ocak 1774’te III. Mustafa’nın vefatı ve yerine I. Abdülhamid’in (1774-1789) geçmesiyle işin rengi değişmiştir. Bunu 25 Haziran 1774’te Kozluca’daki mağlubiyet izlemiş ve ardından Ruslar Şumnu’daki Osmanlı ordugahını işgal etmiştir. Dolayısıyla sadrazam Muhsinzade Mehmed Paşa 3 Temmuz 1774’te Rusların sulh teklifini kabul etmiştir.

Osmanlı murahhasları 16 Temmuz 1774’te Kaynarca’ya gelmiştir. Ardından da Ahmed Resmi Efendi ve Romanzow arasında barış görüşmeleri başlamıştır. 21 Temmuz 1774’te de 28 maddelik Küçük Kaynarca Antlaşması imzalanmıştır. Ağır şartlar içeren bu antlaşmaya göre Kırım müstakil bir hanlık haline getirilmiş ve Tatarlar’a hanlarını seçme hakkı verilmiştir. Ancak Kırım dinî bakımdan hilafete bağlılığını sürdürecektir ve hutbe padişah adına okutulacaktır. Ayrıca her iki devlet de Kırım’ın iç işlerine karışmayacaktır. Osmanlı Kılburun, Kerç, Yenikale gibi çeşitli kaleleri Rusya’ya bırakmıştır. Buna karşılık Ruslar Kafkaslardaki kuvvetlerini geri çekecek ve bu bölgeye müdahale etmeyecektir. Ruslar savaş sırasında ele geçirdikleri Eflak, Boğdan, Akkerman, Kili, İsmail ve Bender kalelerini de iade edecektir. Yine Eflak ve Boğdan’ın statüsü belirlenerek, halkına genel af çıkarılmıştır. Buradaki Hristiyanların hukuki statüsü de Rusya’nın sorumluluğundadır. İlaveten Rusya Akdeniz’de aldığı yerleri de geri verecektir. Rus ticaret gemileri Karadeniz ve Akdeniz’de serbestçe dolaşacak ve bunlar diğer devletlere tanınan imtiyazlardan yararlanacaktır. Ruslar, gerekli yerlerde konsolosluk açabilecektir. Ek olarak Osmanlı İmparatorluğu üç taksit halinde 15.000 kese (7,5 milyon kuruş-4,5 milyon ruble) tazminat ödeyecektir. Osmanlı İmparatorluğu Hristiyanların hakkını ve kiliselerini koruyacaktır. Rusya Beyoğlu’nda bir kilise yaptıracaktır.

Bu ağır şartlar çerçevesinde onaylanan Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki savaşı bitirmiştir. Ancak içerdiği belirsizliklerle yeni sorunların çıkmasına da temel oluşturmuştur. Bu nedenle iki devlet beynindeki sular, Küçük Kaynarca sonrasında da bir türlü durulmamıştır. 21 Mart 1779’da imzalanan Aynalı Kavak Tenkihnamesi ile Rusların 8 Nisan 1783’te Kırım’ı ilhakı, bunun somut göstergeleridir. Aşağıdaki mükâleme belgesi de bu sürecin bir parçasını teşkil etmektedir.

2. Mükâleme Belgesinin İçeriği

Osmanlı Arşivi’nde Yıldız Esas Evrakı tasnifi içinde 91/44 numara ile kayıtlı olan mükâleme belgesi[2] , on üç varaktan oluşmaktadır. İlgili belge, Raif İsmail Efendi’nin (10 Ağustos 1774-22 Temmuz 1776)[3] , reisülküttaplıktan azledilmeden önce, 7 Mayıs 1776’da Rusya orta elçisi Aleksandr Stachieviç Stachiev’le Kuzguncuk’taki yalısında gerçekleştirdiği görüşme çerçevesinde şekillenmiştir. Zira bu görüşmede Raif İsmail Efendi, Stachiev’e on iki maddeden oluşan bazı sorular yöneltmiştir. Ancak Stachiev durumu devletiyle müzakere etmesi gerektiğinden, Raif İsmail Efendi’nin sorularına hemen cevap vermemiştir.

Rusya tarafından beklenen cevap, Raif İsmail Efendi’nin reisülküttaplıktan azledilmesinden sonra gelmiştir. Bu sırada reisülküttap Atıfzade Ömer Vahid Efendi (22 Temmuz 1776-9 Nisan 1778)’dir[4] . Dolayısıyla Stachiev, Atıfzade Ömer Vahid Efendi’yle konağında 15 Eylül 1776’da ikinci bir görüşme gerçekleştirmiştir. Onlara, Stachiev’in tercümanıyla birlikte, dönemin divan-ı hümayun tercümanı, beylikçi Seyyid Mehmed Hayrullah Efendi ve âmedî Halil Hamid Efendi eşlik etmiştir.

Stachiev, Raif İsmail Efendi’nin soruları ile bu sorulara vereceği cevapları yirmi dört adet kâğıda Rusça olarak yazmıştır. Atıfzade Ömer Vahid Efendi’nin huzurunda bunları madde madde okumuştur. Atıfzade Ömer Vahid Efendi ise gerekli cevapları kendisine söylemiştir. Yaklaşık dokuz saat süren bu görüşmenin bitiminde, divan-ı hümayun tercümanı ve elçi tercümanı birlikte ilgili kâğıtları tercüme etmiştir. Bu doğrultuda önce Raif İsmail Efendi’nin sorusu, ardından Stachiev’in Raif İsmail Efendi’nin sorularına verdiği cevaplar ve onun altında da meclisteki açıklamalar eklenerek, burada neşrettiğimiz mükâleme belgesi oluşturulmuştur.

Belgedeki ilk madde Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’ya üç taksit halinde ödemekle yükümlü kılındığı 15.000 kese (7,5 milyon kuruş-4,5 milyon ruble) tazminatla ilgilidir. Zira Raif İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun tazminatın ilk taksitini 1775 yılında ödediğini ve ikinci taksitin ödenmesi için de elinden gelen gayreti gösterdiğini vurgulamıştır. Stachiev ise buna şöyle yanıt vermiştir; Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nun dostane yaklaşımının farkındadır ve bu iki tarafın halkının refahı için önemlidir. Ayrıca Rusya ne Osmanlı İmparatorluğu’nu işgal etmek ne de yabancı devletlerin buna girişmesine yol açmak niyetindedir. Sonuçta Osmanlı İmparatorluğu bundan fazlasıyla etkilenmiştir ve yapılan savaş buna açık delil teşkil etmektedir. Ancak Osmanlı İmparatorluğu bunun yeterince bilincinde değildir.

Stachiev’in aba altından sopa gösteren bu cevabına karşılık olarak Atıfzade Ömer Vahid Efendi ise şunları dile getirmiştir; Rusya’nın dostluğa dikkat ettiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu da buna özen göstermektedir. Ayrıca tazminatı vermeme gibi bir durum da söz konusu değildir. Yaşanan gecikme, dostluğa aykırı olarak düşünülmemelidir.

İkinci maddede Raif İsmail Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun işlerinde karışıklığa sebep olan tazminat hususu gibi bazı maddelerin yeniden düzenlenmesinin gerekli olduğunu ve bunun dostane bir şekilde çözülmesinde de Rusya’nın anlayış göstermesine ihtiyaç duyulduğunu dile getirmiştir. Eğer bu olursa iki devlet arasındaki dostluk ve yakınlık teyit edilecektir.

Bu noktada Stachiev, Osmanlı İmparatorluğu’nun hangi açıdan şikâyet ettiğini Rusya’nın anlamadığını belirtmiştir. Ona göre Rusya yeni antlaşmadaki her türlü maddeye istisnasız uymuştur. Dolayısıyla bu konuda Osmanlı İmparatorluğu’nun yakınmasında bir sebep yoktur. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’nın tavır ve hareketini düşmanlık olarak düşünmektedir. Ancak Rusya, Osmanlı’nın aksine, sorumluluğu altındaki bütün kaleler ve arazinin tahliyesine girişmiş, donanmanın iade edilmesine başlamış ve tüm Osmanlı ile Tatar esirlerini de kendi masrafıyla sınırlara göndermeye gayret göstermiştir.

Bunun akabinde Stachiev şunları dile getirmiştir; ilk olarak, Kılburun’un teslimini Osmanlı geciktirmiştir. Dolayısıyla Rusya, Hotin ile Bender kalelerini bir müddet zapt etmiştir. Eğer Rusya önceden bu kaleleri geri almış olsa, Osmanlı İmparatorluğu ulema muhalefet eder bahanesiyle Kılburun’u teslim etmezdi.

İkinci olarak, Osmanlı askeri hâlen Taman’da bulunmaktadır ve onlar Kuban Tatarlarının arasındaki savaşlarda istihdam olunmaktadır. Hem antlaşma gereğince hem de Rusya’nın dostane tavrına karşılık bu askerlerin Taman’dan geri çekilmesi lazımdır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu bunu pek önemsememektedir.

Üçüncü olarak, halkın tamamen affedilmeleri ile ilgili anlaşma maddesi Mora’da ilan olunmamıştır.

Dördüncü olarak, Hristiyanların ibadetleri için himaye edilmeleri hakkında bir gelişme yoktur ve pek çok yerde kiliselerin tamiri yasaktır. Beşinci olarak, üç taksit halinde ödemeyi kabul ettiğiniz meblağın ilk taksitini geçen sene, biraz geciktirmeyle de olsa vermiştiniz. Ancak sekiz ay geçmesine rağmen bu seneki taksitten bir haber yok. Bu konuda Osmanlı İmparatorluğu Rusya gibi bir devletin şanına layık olmayan bir şekilde davranmaktadır.

Altıncı olarak, esirler konusunda aslında Rusya’nın şikâyet etmeye hakkı vardır. Zira Osmanlı İmparatorluğu Rusya esirleriyle doludur. Esirleri kurtarmak için gönderilen görevliler, teslime bedel olarak yeniden satış yapıldığını ya da esir olarak bırakıldıklarını belirtmektedir. Oysaki Osmanlı ve Tatar esirleri sınırlara kadar Rusya’nın kendi masrafıyla götürülmüştür. Ancak Rus esirler İstanbul’da yine Rusya’ya yük edilmektedir.

Yedinci olarak, Osmanlı İmparatorluğu Tatar maddesinin bir an önce kapanması konusunda gayretlidir. Ancak anlaşmaya aykırı olarak Tatarlar ile görüşmekten de geri durmamaktadır. Oysaki Osmanlı İmparatorluğu’nun Tatarlar ile olan bağı sadece halifelik dolayısıyladır. Fokşan ve Bükreş’te elçiler Tatarların serbestiyetleriyle ilgili itiraz etmemişlerdir. Bu açıdan Osmanlı İmparatorluğu Tatarların serbestiyetlerini dine aykırı sayamaz.

Stachiev’in Küçük Kaynarca Antlaşması’ndaki maddeler çerçevesinde iki devlet arasında devam eden sorunları özetlediği bu cevabına karşılık reisülküttap Atıfzade Ömer Vahid Efendi’nin açıklamaları da şöyledir; Osmanlı İmparatorluğu antlaşmanın şartlarına uyma konusunda gayret göstermektedir. Tazminatı ise imkân dahilinde yerine getirmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya’ya dostane beyan ettiği ve düzenlenmesini istediği en önemli madde Kırım’dır. Bu dinî bir meseledir ve Rusya imparatoriçesi buna müdahale etmeyeceklerini bildirmiştir. Osmanlı’nın Kırım’ı terki mümkün değildir.

Atıfzade sözlerine şöyle devam etmiştir; barıştan murat edilen şey iki tarafın emniyetidir. Osmanlı İmparatorluğu dostluğu bozacak girişimlerden kaçınmaktadır. Kılburun’un teslimi geciktirildi diye belirtilse de Kılburun’un teslimi için görevlendirilen memurlar 42 gün önce bu taraftan acilen yollanmıştır. Eğer bir gecikme yaşandıysa, bunun sorumlusu yine Rusya’nın sınır belirleyicileridir. Zira devletleri adına yeterince toprak almak amacıyla bizim sınır belirleyicimizi taciz etmişlerdir. Bu durumun devletimize ifade edilmesi gerektiğinden, bir miktar gecikme mecburen gerçekleşmiştir.

Taman’da Osmanlı İmparatorluğu’nun bir zabit ile yirmi, otuz ya da kırktan fazla asker adına bir neferi yoktur. Bunları Osmanlı İmparatorluğu’nun orada ikamete memur etmediği gün gibi açıktır. Çünkü antlaşma sonrasında oradaki Tatarlar, eğer siz buradan giderseniz devlet bizi tamamen terk etmiş olur ve biz dahi bütünüyle buraları terke mecbur oluruz, bizim işimiz çözülmedikçe sizi göndermeyiz demişlerdir. Dolayısıyla onlar Taman’da zorunlu olarak kalmıştır. Bu durumdan önce de Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım ve Taman kalelerindeki askeri üç, dört zabitten ibarettir ve diğer askerler Tatarlardandır. Ancak Kırım her tarafı açık bir yer olduğundan, Rumeli ve Anadolu taraflarından suçlu kişiler, Kırım hanlarının himayelerine girmek için o taraflara kaçmışlardır. Hatta Canikli Hacı Ali Paşa’nın kardeşi Süleyman Paşa bile vezirken, kabahati nedeniyle adamlarıyla beraber Kırım tarafına kaçmış ve Kırım hanına iltica etmiştir. Kırım hanının girişimiyle affedilip, kendisine Kefe Eyaleti verilmiştir. Yine Giresunlu Dizdaroğulları da Kırım’a kaçanlardandır. Yani Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım ve Taman’a asker göndermesi söz konusu değildir ve bunlar, asker göndermek için Osmanlı İmparatorluğu’nu tahrik etmemektedir.

Yine Taman’da olan askerler, Kuban Tatarlarının arasında meydana gelen savaşa müdahildir dediğiniz şey, Osmanlı İmparatorluğu’na meçhul bir durumdur. Ancak Rusya Kazakları Şahin Giray ile önceden gelip, burada savaştıkları inkâr da edilemez. Belirttiğiniz gibi Osmanlı İmparatorluğu şimdi Taman’dan askeri geri çekemez.

Mora halkı ile ilgili dile getirdiğiniz emlaklarının zaptı konusu sizin söylediğiniz gibi değildir. Zira antlaşmadan sonra halkın affedilmesi maddesi, ahitnamede vurgulandığı üzere Mora’da ilan edilmiş ve firarda olan halkın yerlerine geri dönmeleri istenmiştir. Ancak bunların çoğu vatanlarına dönmediğinden, mülkleri sahipsiz kalmıştır. Dolayısıyla emlak nizamı çerçevesinde sahipsiz olan mülklere el konulmasına karar verilmiştir. Mora’da belirli bir düzen oturduktan sonra bu maddeler bir şekilde yoluna girecektir. Mora’daki isyan sırasında Müslümanların eşleri ve çocukları katledilip, yakılmıştır. Bu sebeple, firarda olanlar vatanlarına dönseler ve mülklerine yeniden sahip olsalar bile, eziyet görenler, onların idamlarından başka teselli bulmayacaklardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi halkı için Rusya’nın bu kadar ısrarı, iddia ettiği merhamet ve hürmete muhalif bir durumdur.

Kalavrata ve Mizistre halkı, çok sayıda kadın ve çoluk çocuğu yakıp, öldürmüştür. Mora’nın Rusya ile bir türlü bağı yokken ve böyle kötülüğe neden olan halkın hakkı ceza iken, yine de Osmanlı İmparatorluğu bunu görmezden gelmiştir ve halka da iyi davranmaktadır. Kilise maddesi ise eski dönemlerden beri kanuna göre uygulanmaktadır. Kiliselerin tamiri gerektikçe, divan-ı hümayundan lazım olan izin verilmektedir. Bu maddede Osmanlı İmparatorluğu kanun üzere halktan izni esirgemez.

Yine tazminat maddesini elçi tekrar söyledi. Ancak İsmail Bey’in yalısında tazminatın ödenmesi konusu dile getirilmişti. Dolayısıyla Kırım maddesi çözülmez ise tazminatın verilmesi kabul edilmez sözünden başka, İsmail Bey’in bu işler bir düzene girmezse antlaşmanın iptali söz konusu olur ve tazminatın ertelenmesine kimin güce yeter şeklinde bir açıklamada bulunduğunu divan-ı hümayun tercümanı reddeder. Böyle bir sözü Osmanlı İmparatorluğu’ndan kimse söylememiştir. Asılsız sözlerin iki devlet arasındaki ilişkilere bir faydası olmaz.

Bunlara ilaveten ikinci taksitten olan kırk, elli keselik ödemeleri devletimin şanına yakışmıyor demeniz ve bunu dostluğa aykırı bulmanız doğru değildir. Yine esir maddesinde de şartlar yerine getirilmedi demek de dostlukla pek örtüşmemektedir. Zira Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki esirlerinin az olduğunu siz gayet iyi bilirsiniz. Nihayetinde Kırım Giray Han’ın çapulunda bir miktar esir ele geçirilmişti. Ancak onların çoğu vefat etmiştir. Eflak, Boğdan, Cezayir ve Mora taraflarından elde edilmiş geri kalan esirler için ise Osmanlı İmparatorluğu görevli tayin etmiştir. Ayrıca elçiniz de başka başka kişiler görevlendirmiştir. Dolayısıyla bunlardan İslam’ı kabul edenlerin dışındakiler buldurulup, kurtarılmıştır.

Yine elçiniz topladığı adamlarla, İstanbul ve civarıyla birlikte, uzak yerlerden haber aldığı esirlerin isimlerini içeren defterleri bize iletmektedir. Bu doğrultuda devletimiz tarafından fermanlar yazılıp, gayret gösterildiğini inkâr edemez. Siz, Bolu’da altı yüz Rus esiri olduğuyla ilgili bir yazı göndermişsiniz. Bizler bunun ortaya çıkarılmasında bir zorluk göstermedik. Devlet görevlilerinin ne miktar esir ortaya çıkardıklarını ne miktarlarını terk ettiklerini isimleri ve mekânları ile bildirin. Osmanlı İmparatorluğu bu tür emirlere muhalif davrananların gözünün yaşına bakmaz. Eğer memleketimizde esirleriniz kalmış olsa, bu vakte kadar doktor, esnaf vesair adamlarınız ile yerlerini ortaya çıkarırdınız.

Bizim esirlerimize gelince, Rusya topraklarında İslam esirlerini haber verecek adamlarımız yoktur. Sizin sözünüze güveniriz ve esirlerimizin hâlini Rusya Devleti’nin insafına terk ettik. Devletimiz, Rusya topraklarında bu kadar esirlerimiz feryat etmektedir dese haklıdır. Zira bu iddia dinin bir gereğidir.

Antlaşma sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Tatarlar ile ahitnamenin şartlarına aykırı bir davranışı olmamıştır. Sizin iddianız gibi Osmanlı İmparatorluğu Tatarlar ile gizliden iş görse, Sahib Giray Han’a gidecek olan teşrifatı acele göndermez, Devlet Giray Han’ı Kırım’dan kaldırmak için tekrar tekrar ferman yazıp, bu tarafa gelmesi teklifini etmezdi. Hatta Sahib Giray Han’a teşrifat gönderilmesi elçinize söylenmiştir. Bunun ardından elçinizin sır kâtibi kapıya gelerek, bunun ertelenmesini belirtmiştir. Osmanlı İmparatorluğu Devlet Giray Han’ın o tarafta olması nedeniyle bunu kabul etmedi ve Sahib Giray Han’a hemen teşrifat gönderdi. Zira bu Rusya ile yapılan antlaşmanın bir gereğiydi. İşte tercümanınız buradadır. Durumun böyle olduğunu iyi bilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun antlaşmanın şartlarını yerine getirmediğini ve vakit geçirdiğini belirtiyorsunuz. Ancak Rusya Devleti’yle Tatarlar hakkında imzalanan antlaşma gereği, bu durum size defalarca açıklanmıştır. Tatarların serbest olmaları bu keyfiyet üzeredir ve han seçimi de kendilerindedir. Fakat iki devlet arasında Hint Denizi gibi Karadeniz’in bölünmesi hilafete aykırıdır. Tatarlar bunu beyan etmişlerdir ve Osmanlı İmparatorluğu’nu da bu konuda zorlamışlardır.

Fokşan’da Tatarların serbestiyeti dediğiniz maddenin meydana gelmesi söz konusu olmamıştır. Çünkü kanuna uygun değildir ve bu Fokşan’da karar bulmamıştır. Bükreş görüşmelerinde bile Tatar serbestiyetini elçiler görüştüklerinde, Rusya elçileri bütün Tatarların rızaları olduğunu ve bir temessük verdiklerini vurgulamışlardır. Ancak yine kabul olunmamıştır. Sonrasında baş tercümanınız Palini bir yazı getirmiştir, ama o da kabul görmemiştir.

Görüldüğü üzere Atıfzade Ömer Vahid Efendi, Stachiev’in Osmanlı İmparatorluğu’nu Küçük Kaynarca Antlaşması’nın şartlarını yerine getirmemekle suçladığı açıklamalarına, aynı doğrultuda karşılık vermiştir.

Bu doğrultuda mükâleme belgesinin üç, dört, beş ve altıncı maddeleri yine iki devlet arasındaki esirler ve bunların karşılıklı değişimiyle ilgidir. Bu maddenin çözülmesinde hem Rusya hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun dostane davranacağı belirtilmiştir.

Mükâleme belgesindeki yedinci madde ise Küçük Kaynarca Antlaşması’ndaki ticaretle ilgili maddeler doğrultusundadır. Bu noktada İngiltere tüccarı tarafından bile verilen masdariyye vergisinden Fransa tüccarlarının istisna olunmasının, Fransa’nın Belgrad Antlaşması’ndaki iyiliğine karşılık olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun bunu zikretmemesinin izin olarak görülmesi gerektiği dile getirilmiştir. Rusya elçisi de, Rusya’nın bu maddenin zamanında düzenlenmesi uygun sayılan maddelerden olduğunu kabul ettiğini vurgulamıştır. Ancak bu imtiyazın antlaşmaya aykırı görüldüğü, masdariyye maddesinin karşılık olarak görülmesinin uygun olmadığını ve bunu Rusya’nın görmezden gelmesinin mümkün olmadığını da beyan etmiştir.

Atıfzade Ömer Vahid Efendi ise bunun küçük bir mesele olduğunu ve büyük sorunların çözüldükten sonra, rahatlıkla bu maddenin hallolacağını dile getirmiştir. Ayrıca Atıfzade Kırım’ın serbestiyeti ile Tatarlar ve diğer hususların nizamına dikkat edilmesinin daha gerekli olduğunun altını çizmiştir.

Bu bağlamda sekizinci madde yine Tatarlarla alakalıdır. Stachiev bu konuda şu açıklamalarda bulunmuştur; Tatarların serbestiyeti Fokşan ve Bükreş görüşmelerinden evvel yapılan mecliste ulema ve devlet adamlarının ittifakıyla kabul edilmişken, Osmanlı İmparatorluğu Tatarların serbestiyetini şeriata neden bağlamıştır. Osmanlı askerini Taman’da terk etmekle, kararsız olan Tatarları doğru yolundan döndürmüştür. Tatarların hanın azli ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Devlet Giray Han’ı ataması bazı kişilerin düzenledikleri şeylerin sonucudur. Devlet Giray’a teşrifat gönderilmesi, bu vakte kadar Kırım’a yollanan askerin dayanağıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu tavır ve hareketi ahitnamenin şartlarına aykırıdır. Eğer Osmanlı İmparatorluğu bunu çözerse, Rusya’nın bu konudaki muhalefeti kendiliğinden ortadan kalkar. İstanbul’da bulunan Tatarların iadesi ve Taman ile Kırım’daki askerlerin geri çekilmesiyle, Rusya Devleti bu konuda Osmanlı İmparatorluğu ile görüşmekten de kaçınmaz.

Stachiev’in açıklamalarına Atıfzade Ömer Vahid Efendi’nin verdiği cevaplar ise şöyledir; Fokşan ve Bükreş görüşmelerinden önce Tatar serbestiyetinin kabulüne ulema izin vermiş olsaydı, tekrar Fokşan ve Bükreş’te bunlar görüşülmezdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun Taman’da bir zabit ve otuz, kırk askerden başka, antlaşmaya aykırı olarak Kırım’a geçmiş bir kişisi yoktur. Bunu herkes bilir. Sizin Kılburun, Yenikale, Taygan ve Kerç’te adamlarınız mevcut olmakla, bu maddeler onların malumudur. Eğer Osmanlı İmparatorluğu’nun oralara asker geçirdiğini bu adamlarınız söylemişse, bunun aslı yoktur. Onların niyetleri iki devletin arasını açmaktır. Size istediğiniz kadar izin. Gereği gibi araştırın. Osmanlı İmparatorluğu antlaşmadan sonra Kırım’a asker geçirmişse, biz utanırız. Hanların azilleri ve atanmalarının Osmanlı İmparatorluğu’na bir faydası yoktur. Eğer Osmanlı İmparatorluğu Tatarları sakinleştirecek bir çözüm bulsa, bu dedikoduyu anında bitirir. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’nın beyan ettiği dostluğa her türlü karşılık verir. Bu maddeye bir çare bulsa, Rusya’ya bu teklifleri etmezdi. Devletler ne kadar düşmanlık etse de neticede bu dostluğa dönüşür. Bizim çabamız bu işlerin iyilikle sonuçlanması içindir. Avusturya elçisi Michael Talman’ın 49 senesinde Lehistan’daki Nemirova görüşmelerinde Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun arasını açma çabaları ortadır ve devleti tarafından azarlanmıştır. Bu bize örnek olmalıdır.

Görüldüğü üzere diplomatik kurallara dikkat eden Atıfzade Ömer Vahid Efendi, Avusturya elçisi Michael Talman örneğini vererek, üstü kapalı bir şekilde Stachiev’i söylemleri konusunda uyarmıştır. Zira Stachiev, çözümden ziyade, işi yokuşa sürmektedir. Aslında bu da Küçük Kaynarca sonrasında Rusya’nın politikasının bir yansımasıdır.

Bu doğrultuda Raif İsmail Efendi’nin dokuzuncu sorusu, Rusya Devleti’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan şikâyete hakkı olmadığıyla ilgilidir. Zira Rusya şartları yerine getirmemektedir. Dolayısıyla tam tersine Osmanlı İmparatorluğu Rusya’dan şikâyet etmelidir. Boğdan’ın geri alınması ahitnamede açıkken, adaletin gereği yerine getirilmemiştir. Bu konu Rusya tarafına birkaç defa bildirilmiştir. Ancak bir türlü cevap verilmemiştir. Avusturya ile bu durumun düzenlenmesi için Rusya yardım etmemiştir. Avusturya’nın zapt ettiği araziyi geri vermesi açıkça beyan edilmiştir.

Stachiev, bu konuda Rusya’nın müdahaleye hakkı olmadığını belirtmiştir. Zira Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya arasında karşılıklı bir antlaşma yapılmıştır.

Atıfzade Ömer Vahid Efendi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun arazisinin korunmasına Rusya’nın kefil olmadığını belirtmekte ve Osmanlı İmparatorluğu’nun buna ihtiyacı olmadığını da dile getirmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Boğdan arazisindeki iddiası tamamen mülk teslimiyle ilgilidir. Avusturya’nın tasarrufuna terk olunan arazi, onlarla ittifak dolayısıyla değil, onların dostane talepleri doğrultusunda Avusturya’ya bırakılmıştır.

Mükâleme belgesindeki onuncu ve on birinci maddeler birbiriyle ilintilidir. Buna göre onuncu madde halkın tamamen affını içeren antlaşma maddesinin Mora’nın yanı sıra, başka yerlere de duyurulduğunu ve Mora’ya düzen verildikten sonra orada da bunun icra olunacağı yönündedir.

On birinci madde ise kiliselerle ilgilidir. Halk kiliselerin tamirine başlamış olsa da devletin kiliselerle alakalı maddeyi yerine getiremeyeceği belirtilmiştir. Rus elçisinin bunlara verdiği cevap ortaktır. O, bu özrün kabul edilemeyeceğini, bunun antlaşmaya aykırı olduğunu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun dostane olarak bunları halletmesi gerektiğini beyan etmiştir. Atıfzade Ömer Vahid Efendi de bu maddenin delile ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.

Mükâleme belgesinin on ikinci ve son maddesi de Tatarlarla alakalıdır. Raif İsmail Efendi, Tatarlara dair şartları Osmanlı İmparatorluğu’nun inkâr etmediğini belirtmektedir. Buna karşılık Stachiev, serbestiyetin kaldırılmasının yanı sıra, Kerç, Kılburun ve Yenikale’nin geri verilmesi arzusunun hakka aykırı bir iddia olduğunu Osmanlı İmparatorluğu’nun itiraf ettiğini dile getirir. Atıfzade Ömer Vahid Efendi de Tatarların sakinleştirilmeleri konusunda iyi bir tedbire ihtiyaç olduğunu vurgular. Bunun ne derecede olacağı Osmanlı İmparatorluğu’nun da meçhulüdür. İstanbul’da olan sultanlar ile mirzalar Kırım’a iade olunsalar bile, yine de Tatarlar bir şey yapamaz.

Raif İsmail Efendi’nin on iki maddelik soruları ve bunlara verilen cevaplar haricinde, ilgili belgede iki ek madde daha vardır. Bu maddeleri Rusya orta elçisi Stachiev özellikle dile getirmiştir. Bunlardan ilki, İngiltere tüccarından Abot’un ocak bazerganında olan alacağının, Rusya elçisi Aleksei Mikhailovich Obreskov’un malı olması ve bu meblağın tahsil edilmesiyle ilgilidir.

İkinci madde ise Rusya’nın Eflak ve Boğdan’a yönelik dostane vurguladığı şeylerin, Osmanlı İmparatorluğu tarafından da dostane olarak algılanması ve cizye için verilen nizam eğer insanlığın bir gereğiyse, bundan şüphe olunmayacağı hakkındadır. Stachiev, verilen nizamı devletinin bilmesi elzem olduğundan, bunun kendisine bildirilmesini istemiştir. Vahid Efendi de Osmanlı İmparatorluğu’nun hayrına olacaksa, bu maddelerin efendisine beyan olunacağı cevabını vermiştir.

Kısaca bu mükâleme belgesi, her ne kadar savaş resmî olarak bitmiş olsa da, Küçük Kaynarca Antlaşması sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki problemlerin hâlâ devam ettiğinin açık bir göstergesidir.

BELGENİN TRANSKRİPSİYONU

Sâbıkan re’îsü’l-küttâb Raif İsmail Bey’in Kuzguncuk civârında vâkı‘ sâhilhânesinde bundan akdem Rusya ortaelçisi İstakif ile mülâkâtlarında mîr-i mûmâ ileyhin Devlet-i ‘Aliyye tarafından elçi-i mersûma îrâd eylediği mâddelere ol vakitde elçi-i mûmâ ileyh cevâb vermeyüb devletime yazayım ve ne gûne haber vürûd eder ise ana göre ifâde ve müzâkere edeyim demekle bu esnâda devletinden haber geldiğini taraf-ı kullarına ifâde ile mülâkât murâd etmekle izn ve ruhsat-ı ‘aliyyeleriyle işbu bin yüz doksan senesi Şa’bânının gurresinde elçi-i mûmâ ileyh tercümânıyla bende hâneme gelüb ma‘iyyet-i bendegâneme me’mûr buyurulan hâlen dîvân-ı hümâyûnda beylikçi Es-seyyid Mehmed Hayrullah Efendi ve mükâlememizi zabta me’mûr âmedî Halil Hamid Efendi ve dîvân-ı hümâyûn tercümânı kulları hâzır oldukları hâlde elçi-i mûmâ ileyh mukaddemâ İsmail Bey’in es’ilesini ve bu def‘a devleti tarafından tahrîr olunduğu üzere es’ile-i merkûmeye vereceği ecvibesini yirmi dört mikdârı kâğıda kendü lisânları üzere tahrîr etmiş olmağla zikrolunan kâğıdları mâdde be mâdde kırâ‘at edüb cânib-i bendegânemden dahi iktizâsına göre ecvibe-i lâyıkası verilerek dokuz sâ‘at mikdârı beynimizde mükâleme mümtedd olmağın ba‘d-ı hitâmü’l-meclis evrâk-ı merkûme dîvân tercümânı kullarına elçinin tercümânı ile berâber oldukları hâlde tercüme etdirdilüb her mâddede mukaddemâ İsmail Bey’in su’âli başka ve bu def‘a meclisde İsmail Bey’in su’âline verdiği elçinin cevâbı başka ve su’âl ve cevâba dâ’ir meclisde güzerân eden mükâleme sûreti dahi elçinin cevâbı zîrinde başka tahrîr ve bâlâlarına şerh ile işâret ve tastîr olunmuşdur. Mukaddemâ İsmail Bey şöyle söyledi dediği mâddelerde ba‘zen mugayeret olub lâkin mukaddem olan meclislerinin zabtı mahalli olmadığına binâ’en temyîzi ile elçiyi ilzâma vesîle olmamağla hemân elçinin îrâd eylediği vech üzere tercüme ve tahrîr olunduğu ma‘lûm-ı ‘âlîleri buyuruldukda emr ü fermân men lehü’l-emrindir.

Mukaddemâ re’îs-i sâbık İsmail Bey’in elçiye îrâd eylediği cevâbdır[5] .

Evvelki mâdde[:] Bundan akdem şehr-i Mayısın yedisinde re’îs-i sâbık cenâblarının sâhilhânesinde vâkı‘ olan mahall-i müzâkerede bu dâ‘îlerine îrâd olunmuş ki sene-i mâziyyede edâsı lâzım gelen taksîti Devlet-i ‘Aliyye teslîm edüb bu vechile icrâ-yı şürût eylediği misillü bu sene dahi bu vech üzere hareket olunacağı melhûzları olmak iktizâ eder.

Mûmâ ileyhin su’âline elçinin bu def‘a meclisde verdiği cevâbdır

Devlet-i ‘Aliyye’nin makâsıd-ı dostânesini istihbâr Rusya Devleti’nin dâ’imâ bâ‘is-i mahzûziyeti olub sulh ü salâh ve hüsn-i muvâneseti devleteyne tâbi‘ olan re‘âyâ ve berâyânın refâhiyyet hâllerine esâs mesâbesinde mülâhaza etmekle her dem ve ân kemâl-i safvetle her bâbda tarafından dahi mu‘âmele-i bi’l-misle sa‘y ve ihtimâmda kusûr olunmayub Rusya Devleti’nin musâfâtından hakîkatde hâsıl olan menâfi‘-i sahîhayı Devlet-i ‘Aliyye bundan böyle niçe münâsebetle tahkîk edebilür ki sâ’ir ehibbâ-i sûrîsi gibi Rusya Devleti’nin mesâlih-i mülkiyye ve tedâbîr-i umûru muktezâsınca Devlet-i ‘Aliyye’yi işgâl ve gavâ’il-i ecnebiyyeye giriftâr etdirmek husûsu kat‘an mültezemi değildir. Mezkûrûnun defa‘âtle Devlet-i ‘Aliyye’yi giriftâr etdikleri hâletden Devlet-i ‘Aliyye ziyâde müte’essir olub bundan akdem sebkat eden muhârebe bu kaziyye-i sahîhaya bir delîl vâfî iken henüz Devlet-i ‘Aliyye gereği gibi gavrına vâsıl olmamışdır.

Bu mâddenin bu def‘a meclisde olan mükâlemesidir.

Re’îsü’l-küttâb-ı sâbık efendi ile elçinin mukaddemâ mülâkâtında kendüye îrâd olunan mâddeleri müzâkeresinde eğer çi tazmîn husûsu ikzâ-yı merâmî olduğundan hod be hod elçi-i mûmâ ileyh bu husûsu lisâna getürmüş olub lâkin şimdi güyâ bu husûs Devlet-i ‘Aliyye’nin müsellimi olmak her sûretinde hemân devletinin kemâl-i ihlâs ve dostlukda sebât kademini tebeyyün eyleyerek âğâz-ı kelâm etmekle taraf-ı kullarından dahi Rusya Devleti musâfât ve muvâlâtda sâbit kadem olduğu misillü Devlet-i ‘Aliyye dahi ‘aynı ile dostluk ve muhabbetde sebât-ı kademini isbât eylediği delâ’il-i vâzıha ile müberhendir ve bir vechile âherin tahrîki ve erbâb-ı ifsâd sözüyle mu‘âhede ve dostluğa halel getürmez ve dostluğunda kemâl-i metânetle beyne’d-düvel ne vechile mümtâz olduğu ‘âmmeye ma‘lûm olmağla bu mâddeden bahs iktizâ etmez ve tazmîn mâddesinde dahi Devlet-i ‘Aliyye’nin vermemek mülâhaza ve niyyeti bu kadar bâ‘is-i te’hîri şimdiki hâlde edâsında Devlet-i ‘Aliyye’ye göre bir mikdâr su‘ûbet olduğundan iktizâ etmekle beyne’d-düvel karz alınmış akçe dahi olsa bu vechile te’hîri mûceb-i istiğrâb ve isti‘câl ve mugâyir-i dostî olmak lâzım gelmez kelâmı îrâd ve bu mâddede olan tefâsîl-i mükâleme ve mücâvebe mahallinde aşağıda tahrîr olunmuşdur.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

İkinci mâdde[:] Umûr-ı Devlet-i ‘Aliyye’ye bâ‘is-i ihtilâl olub ‘alâ eyyi hâlin hâssaten müzâkere ve tanzîmleri muktezî olan ba‘zı mevâd ve mesâlihin dostâne tasfiye olunmaları bâbında Rusya Devleti’nin müsta‘idd idiği müşâhede olunsa gerek tazmîn husûsunda ve gerek cemî‘ mevâdda ifâ-i şürût değil belki devleteyn beyninde derkâr olan musâfât ve hüsn-i muvânesetin te’yîdini müntec olur menâfi‘-i mütenevvi‘a ve mümkün olan müsâ‘adeye dâ’ir umûr ve husûsun icrâsında Devlet-i ‘Aliyye hâzır ve âmâde idiğini meclis-i mezkûrda ifâde etmiş idi.

Mûmâ ileyhin su’âline bu def‘a meclisde elçinin verdiği cevâbdır

Devlet-i ‘Aliyye’nin ne bâbda şikâyet edebildiği Rusya Devleti fehm etmez ki beyne’ddevleteyn derkâr olan ‘uhûd ve mevâsîk-i sâbıka işbu muhârebe ile imhâ ve ibtâl olunmağla devleteyn beyninde vâkı‘ her dürlü ‘alâka ve irtibâtın kutb-ı esâsı olan ‘ahidnâme-i cedîdenin zerre kadar istisnâ etmeksizin bi’l-cümle şürûtunu kemâl-i dikkat ve taharrî ile Rusya Devleti icrâ etmişdir. Devlet-i ‘Aliyye’nin tarafından el-ân îrâd olunan mâddeler şürût-ı ‘ahidnâmeye mübtenî olmamağla kabûl olunmadıkları hâlde Rusya Devleti’nden şikâyete Devlet-i ‘Aliyye bir dürlü istihkâkı îcâb etmediklerinden nâşî ‘ahd ve peymânın îfâsında kusûr etdi deyu Rusya Devleti’nden teşekkî etmeye Devlet-i ‘Aliyye hakk ve ‘adle muvâfık bir sebebi îrâd edemez. Mutâlebât-ı mezkûre îrâdında Devlet-i ‘Aliyye’nin tavr ve edâsı Rusya Devleti’ni bu mâddelere meyl derecesine îsâl eder vâdîlerinde değildir. ‘Uhûd-ı musâlahanın in‘ikâdından berü Rusyalunun tavr ve hareketini bilâ-garez Devlet-i ‘Aliyye mutâla‘a ederse vakt-ı mu‘ayyende kemâl-i dikkat ile bi’l-cümle ‘uhûd ve mevâsîki icrâ etdiklerini müşâhede eder ki mes’ûlü oldukları bi’l-cümle kılâ‘ ve arâzînin tahliyesine mübâderet ve mümkün mertebe donanmânın i‘âdesine müsâra‘at ve Devlet-i ‘Aliyye canibinden taleb olunmaksızın bi’l-cümle ‘Osmânlı ve Tatar üserâsını kendü mesârifiyle hudûdlara tesyîre bezl-i miknet etmişlerdir. Devlet-i ‘Aliyye cânibinden ise bu mu‘âmelenin hilâfı birkaç vechle zuhûr etmişdir.

Evvelen Kılburun teslîmini Devlet-i ‘Aliyye te’hîr edüb bu vechile Hotin ve Bender kal‘alarını bir müddet zabt etmesine Rusya Devleti’ni mecbûr etmişdir. Hattâ kılâ‘-i mezkûreyi Rusya Devleti mukaddem istirdâd etmiş olsa şâyed ki ‘ulemâ muhâlefet eder bahânesiyle Devlet-i ‘Aliyye Kılburun’u teslîm etmez idi.

Sâniyen ‘uhûd ve peymân levâzımına külliyen mugâyir olan ba‘zı a‘zâr ile ‘asâkir-i ‘Osmâniyye hâlâ Taman’da mukîm olub ve yevmen fe yevmen müterakkî olarak Kuban Tatarlarının beynlerinde vâkı‘ olan muhârebâtda el-ân istihdâm olunmakdadır. Şürût-ı ‘ahidnâmenin lâzımesi ve Rusya Devleti’nin birkaç def‘a vâkı‘ olan tefhîmât-ı dostânesi muktezâsınca ‘asâkir-i mezkûrenin Taman’dan ircâ‘ olunmaları iktizâ eder idi. Mukaddemât-ı mezkûreden yakînen istintâc olunur ki gerek Rusya Devleti’nin tatmîni ve gerek devleteyn beyninde lâzım gelen muvâlât ve hüsn-i mu‘âşeretin esâsını vikâye eylemesi husûsunu Devlet-i ‘Aliyye mühimm etmez.

Sâlisen re‘âyânın nesyen mensiyen ‘afv olunmalarını hâvî şürût-ı ‘ahidnâme ile’l-ân Mora cezîresinde i‘lân olunmamışdır.

Râbiʻan hâssaten âyîn-i Mesîhiyye içün ta‘ahhüd olunan himâyet ve siyânet mâddesinin henüz semeresi zuhûr etmemişdir ki katî vâfir mahalde kiliselerin ta‘mîri memnû‘dur.

Hâmisen Devlet-i ‘Aliyye üç taksîtde edâsına müte‘ahhid olduğu meblağın hakîkatde bir taksîtini sene-i mâziyyede edâ edüb bu senenin zarfında edâsını ta‘ahhüd birle bir müddetden berü taksît-i sânîden bir mikdâr akçe teslîmine eğer çi mübâşeret etmiş ve lâkin Rusya’nın kebîr elçisine mebâliğ-i mezkûre edâsından bir def‘a külliyen imtinâ‘ etdiğinden mâ‘adâ elân kemâl-i müsâmaha ve Rusya gibi mürâ‘âta sezâ bir devletin şânına lâyık olmayan vechile teslîme müdâvemet olunur. ‘Ahidnâmenin tazmîn husûsuna dâ’ir mâdde-i mahsûsasında taksît-i evveli mîlâd-ı ‘Îseviyyenin bin yedi yüz yetmiş beş senesi Kânûn-ı Sânînin evâ’ilinde ve taksît-i sânîyi bin yedi yüz yetmiş altı senesinin yine şehr-i mezkûrunda ve sâlisi bin yedi yüz yetmiş yedi senesinin yine Kânûn-ı Sânîsinde edâ edeceği tasrîhen zikr ve beyân olunmuş iken taksît-i evvel sene-i mâziyyenin evâhirine dek medd olunub taksît-i sânîden henüz ekall-i kalîl bir mikdâr teslîm olunmış. Ma‘ hazâ ki sekiz ay mürûr etmiş ve kerrâtla ricâl-i Devlet-i ‘Aliyye’ye bu mâdde ihtâr olunmuşdur.

Sâdisen istirdâd-ı üserâ husûsunda Rusya Devleti’nin hakîkatde şikâyete istihkâkı müsellemdir ki Devlet-i ‘Osmâniyye memâliki âhâd-ı nâsın zabt ve tasarruf ve ketm ve ihfâ eylediği Rusya re‘âyâsıyla memlüdür. Hattâ ta‘yîn olunan mübâşirler ba‘de’t-tahlîs teslîme bedel tekrâr fürûht veyâhûd hâlet-i esirde ibkâ ederler idi ve bu bâbda Rusya Devleti’nin tavrı ile bu mu‘âmele beyninde derkâr olan ihtilâfın mütâla‘asını terk ve iğmâz mümkün değildir ki ‘Osmânlı ve Tatar üserâsı vatanlarının hudûduna dek Rusya Devleti’nin mesârifiyle tesyîr olunub Rusya üserâsı medîne-i Kostantiniyye’de teslîm olunmağla meskenlerine vâsıl olmazdan Rusya Devleti’ne mesârif-i kesîreyi mûceb olur.

Sâbi‘an Tatar tâ’ifesine dâ’ir olan maslahat-ı sakîle bâbında Devlet-i ‘Osmâniyye Tatar tâ’ifesinin iş‘âl-i muhârebe derecelerinde mukaddemlerde merreten ba‘de uhrâ teşvîş edegeldikleri emn ve refâh ve musâfât ve muvâlât devleteyni vikâye zımnında bu mâddenin bir ân akdem ihtitâmına himmet edecek iken in‘ikâd-ı mesâlihaden sonra der‘akab ‘ahidnâmenin ma‘nâ-yı sarîhasına mugâyir Tatar tâ’ifesiyle muhâbere ve kesb-i ta‘alluk esbâbına teşebbüs etmekde Devlet-i ‘Aliyye kat‘an tereddüd etmedi. Sebeb-i mezkûrdan Devlet-i ‘Aliyye el-ân bu mertebe ‘azîm bir ıztırâba mübtelâdır ki şânına mûris-i nakîse bir hâlet iken iddi‘âlarının ‘adem-i salâhiyyetini Rusya Devleti’ne ıkrâra mecbûr olmuşdur. Bu hâlet-i nârevâdan suhûletle ictinâb Devlet-i ‘Aliyye’ye mümkün idi. Eğer evvel emirde Rusya Devleti’nin vefâ ve safvetine muvâfakat birle dostâne irâ’et eylediği tedâbîri ısgâ edüb Tatar tâ’ifesiyle bir dürlü mu‘âmele irâdesinde olmadığını kat‘an ve cezmen tavâyif-i merkûmeye beyân ve umûr-ı mülkiyyelerinin tertîb-i cedîdinde refâh-ı hâl ile kıyâmdan gayrı bir işleri kalmadığını iʻlân edüb merkûmûn ile ancak ‘alâka-i şer‘iyyeyi Devlet-i ‘Aliyye kendüye tahsîs ederek ber muktezâ-yı şerî‘at-ı Muhammediyye halîfetü’l-a‘zam oldukları hasebiyle şevketlü ‘azametlü Âl-i ‘Osmân-ı Pâdişâhî hazretlerine lâzım gelen mütâba‘atda tavâyif-i mezkûreyi ibkâ etmiş olsa ve ba‘de-ezîn dahi Tatar tâ’ifesine bu vechile i‘lân-ı hâl olunsa şâyed ki hod be hod Devlet-i ‘Aliyye’nin tahammül ve iltizâm eylediği işgâl ve gavâyilden kendüyü tahlîse medâr olacak bir semere-i hayriyye hâsıl ola. Tavâ’if-i Tatara Devlet-i ‘Aliyye ‘alenen beyân edebilür ki bu husûsa dâ’ir Rusya Devleti’yle lede’l-muhâbere tavâ’if-i Tatarın hâlet-i mülkiyye ve hâriciyyelerine dâ’ir Rusya Devleti şürût-ı ‘ahidnâmeye tahte’l-lafz müteşebbis olub şerî‘at-ı Muhammediyyeden neş’et eden ahkâm-ı mahsûsa ve ‘ukûd ve revâbıtın tecessüs ve temyîzi husûsuna müdâhale vechen mine’l-vücûh Rusya Devleti’nin marzîsi olmadığı Devlet-i ‘Aliyye’nin yakînen ma‘lûm ve meczûmu olmuşdur.

Bu vechile şevketlü ‘azametlü Pâdişâh-ı Âl-i ‘Osmân hazretlerinin zât-ı sa‘âdet simâtlarında hilâfet-i ‘uzmâyı Rusya Devleti i‘tirâz etmekle umûr-ı şer‘iyyede bu sûrete muvâfakat eylemeleri husûsunu Tatar tâ’ifesinin irâde-i mutlakalarına terk eder. Bu takdîrce şürût-ı ‘ahidnâmeye ve müceddeden bast olunan şerhin mazmûnuna mübtenî olan sûret tedkîk ve tevfîk-i maslahat muktezâsınca ‘Osmânlı ile Tatar beyninde lâzım gelen revâbıt-ı şerî‘at-ı Muhammediyye ba‘de-ezîn tavâyif-i Tatarın kavânîn ve merâsimlerine muvâfık olan umûr-ı hâriciyyelerinin tefrîki mülâbesesiyle muhtemel olan her dürlü teşevvüş ve ihtilâlden sıyânet olunur. Fokşan ve Bükreş murahhasları Devlet-i ‘Aliyye ve ‘ulemâ cânibinden vesâyâ ve ruhsat-ı kâmile ile me‘mûr olmuşlar iken tavâ’if-i Tatarın umûr-ı mülkiyye ve hâriciyyelerinde serbestiyyetleri ve ‘adem-i ta‘allukları bâbında me’zûn olmalarına i‘tirâz etmeyüb tavâ’if-i mezkûreyi ancak umûr-ı şer‘iyyede şevketlü ‘azametlü Pâdişâh-ı Âl-i ‘Osmân hazretlerinin taht-ı itâ‘atlerine idhâle sa‘y etmişlerdir. Bu sûretde Tatarın serbestiyyet-i mutlakaları Kurân-ı Şerîfin mazmûnuna münâfî idiğini Devlet-i ‘Aliyye bilâ tenâkus îrâd edemez. ‘Ale’l-husûs ki tavâ’if-i Tatarın irâde-i halîfeye mütâba‘atları külliyen Rusya Devleti’ne ba‘îd bir mâdde olmak üzere Tatarın irâde ve idârelerine muhavvel kalur.

Bu mâddenin bu def‘a meclisde olan mükâlemesidir

Devlet-i ‘Aliyye dahi kezâlik icrâ-yı şürûtda kusûr eylemediğini tazmînin taksît-i evvelinin edâsı misillü şartlar ile beyân eylemişdir ve bundan böyle dahi taht-ı imkânda olan mevadd-ı sulh ve salâhın îfâsında tereddüd eylemez. Rusya Devleti’ne dostâne ibrâz ve tanzîmini iltimâs eylediği su‘ûbetlü husûslar ki pek a‘zamı Kırım mâddesidir. Bu kaziyye umûr-ı dîniyyeden olub ve emr-i dînden olan kazâyâda Rusya imparatoriçesi cenâblarının meftûre oldukları insâf ve ri‘âyetleri muktezâsınca müdâhale etmeyecekleri taraflarından kerrâtle tahrîren ve takrîren ifâde olunduğu siz dostumuzun dahi ma‘lûmudur. Çünkü Devlet-i ‘Aliyye’nin bu bâbda begâyet mecbûriyyeti zâhir ve imparatoriçe cenâblarının dahi umûr-ı şer‘iyyede insâfâne hareket ve ri‘âyeti bâhir olmağla Devlet-i ‘Aliyye dahi safvetle mecbûriyyetini ifâde eder ve terki vüs‘inde değildir ve şimdi bir tarîkle terki mümkün olabilse dahi bu mâdde şol cerîhaya teşbîh olunur ki mâddesi mündefi‘ olmaksızın vaz‘-ı merhem ile kapandıkda lâ muhâle derûnunda bâkî kalan eser-i fâsid giderek ol cerîhayı keşf eylemesi mukarrerdir.

Musâlahadan ise murâd tarafeynin emniyyetidir. Binâ’en-‘aleyh Devlet-i ‘Aliyye bu husûsu mutâla‘a ile bu def‘a ve bundan böyle dostluğa münâkız esbâb-ı fâsidenin zuhûruna vesîle olacak bir eser-i mü’essir kalmamak içün ıslâhını tezkîr ve iddi‘â eylemesi iki devlete dahi enfa‘ olduğuna binâ’en Devlet-i ‘Aliyye’nin bu makûle mecbûriyyetinden neş’et eden ifâde-i dostânesini îfâ-yı şerâyit-i kâmilede te’hîre haml ve îrâd lâzım gelmez. Lâkin hakîkiyyetle mülâhaza olunsa Rusya Devleti îfâ-yı şerâyit-i kâmile etmemiş olmak iktizâ eder. Ez cümle bu tarafda olduğu misillü üserâ mâddesini kendü câniblerinde kemâliyle icrâ ve kezâlik ba‘zı mâddeyi dahi îfâ etmediler deyu elçinin îrâdına mukâbil verilen cevâblar zîrde yine bu husûsun mâdde-i uhrâsı geldiği mahalde ale’t-tafsîl beyân olunmuşdur ve Kılburun teslîmi te’hîr olundu deyu îrâd-ı kelâm eyledikde Kılburun teslîmine me’mûr muhaddid-i vakt-i mu‘ayyenden kırk iki gün mukaddem bu tarafdan ihrâc ve taʻcîl-i ale’t-ta’cîl irsâl olunmuş idi. Kal‘a-i merkûmenin tahliyyesinde te’ahhur vukû‘ bulmuş ise kabâhat yine Rusya muhaddidlerinindir ki kadar-ı kifâye arâzî mâddesinde ziyâdece yer alub devletlerine hıdmet etmek mülâhazasıyla muhaddidi ta‘cîz edüb Der‘aliyye’ye ifâde ve istîzâna mecbûr kaldıklarından belki bu keyfiyyet sebebi ile bir mikdâr te’ahhur vâki‘ olmuş ola denilmekle elçi dahi bu cevâbımızla mülzem olmuşdur ve Taman derûnunda Devlet-i ‘Aliyye’nin fakat bir zâbiti ile yirmi otuz nihâyet kırk neferinden gayrı ‘asker nâmına bir âdemi olmayub bunları dahi Devlet-i ‘Aliyye ikâmete me’mûr etmediği gün gibi rûşendir ki ‘akîb-i musâlahada Tatar tâ’ifesi mezbûrlara eğer siz bu tarafdan giderseniz devlet külliyen bizi terk etmiş olmak iktizâ eder. Biz dahi cümlemiz terk-i diyâra mecbûr oluruz. Bizim maslahatımız ber taraf olmadıkça sizi koyuvermeziz cevâbıyla tevakkufa cebretmeleriyle zarûrî kalmışlardır. Bu esnâda şöyle dursun bundan akdemlerde dahi Kırım ve Taman kılâ‘ında devlet ‘askeri denilen üç dört zâbitden ‘ibâret olub neferât makûlesi yine Tatar tâ’ifesinden olduğu ‘ayândır. Lâkin Kırım cezîresi her tarafı açık bir iklîm olmağla Rumili ve Anadolu ve her tarafdan kabâhatlü haşerât makûleleri Kırım hânlarının zîr-i hükûmetlerinde olan mahalleri câ-yı halâs ve menâs ittihâzıyla vakit vakit ol taraflara firâren vara geldikleri cümleye ma‘lûmdur. Hattâ Canikli Hacı Ali Paşa’nın karındaşı Süleyman Paşa bir vezîr iken kabâhati takrîbi ile Devlet-i ‘Aliyye’den havfa tâbi‘ olub bi’l-cümle takımı ve birkaç yüz âdemiyle ‘alenen Kırım’a firâr ve Kırım hânına ilticâ etmekle Devlet-i ‘Aliyye ahz ve te’dîbine ikdâm edemeyüb ‘âkıbetü’l-emr Kırım hânının ricâ ve şefâ‘atiyle Devlet-i ‘Aliyye ‘afvına mecbûr olub tuğlarını ibkâ ve Kefe Eyâleti’ni tevcîh ve i‘tâ eylediği ve bundan başka Giresunlu Dizdaroğulları’nın ahz ve i‘dâmına ikdâm olunub bahren karavele ta‘yîn ve berren Numan Paşa ser‘asker tahsîs olunmuş iken anlar dahi rüfekâları olan birkaç yüz âdemleri ve edevât-ı harbiyyeleriyle Kırım’a kaçub hânın zîr-i himâyesinde karâr etmekle Devlet-i ‘Aliyye’nin siyâsetinden bu vechile kendülerin halâs ve cürmlerin ‘afv etdirdikleri ve bunun emsâli niçesi ola geldiği kat‘an iştibâh götürür mâdde değildir. Kaldı ki Devlet-i ‘Aliyye tarafından Kırım ve Taman’a ‘asker vürûdu ve böyle mâddede Devlet-i ‘Aliyye’yi tahrîk eder olmaduğı ve Devlet-i ‘Aliyye tahrîk dinlemeyeceği mukarrerdir. Taman’da olan neferât ve zâbitân Kuban Tatarları beyninde vâkı‘ muhârebâtda istihdâm olunmakdadır dediğiniz Devlet-i ‘Aliyye’ye mechûl bir keyfiyyet olub ve lâkin Rusya Kazakları Şahin Giray ile mu‘ayyeten mukaddemâ gelüb muhârebe ve cidâle şürû‘ etdikleri câ-yı inkâr değildir ve îrâd eylediğiniz vechile zâbit ve neferât-ı mezkûreyi Taman’dan ref‘ ve berü cânibe celb olunmak husûsuna şimdi Devlet-i ‘Aliyye icrâ edemez. Zîrâ Tatar tâ’ifesi bunların Taman’dan ref’ini gördüklerinde külliyen me’yûs olmağla âcilen mülâhaza olunan mahzûrât ‘âcilen zuhûr edeceğinde iştibâh yokdur ve Mora re‘âyâsı haklarında lisâna getürdüğünüz emlâkları zabtı husûsu sizin ifâdeniz gibi olmayub in‘ikâd-ı sulh ‘akabinde re‘âyânın ‘afvları mâddesi ‘ale’t-tafsîl ‘ahidnâmede mezkûr olduğu vech üzere bâ fermân-ı ‘âlî Mora cezîresine dahi neşr ve i‘lân ve firârda olan re‘âyâ yerlerine ‘avdet etmeleri zikr ve beyân olunmuş iken niçeleri vatanlarına ric‘at etmeyüb arâzî ve emlâkları bilâ sâhib kaldığı i‘lâm olunmakdan nâşî kâffe-i düvelde cârî olan nizâm-ı mülkî iktizâsınca o makûle mefkûd hükmünde olan re‘âyânın emlâk ve arâzî ve emvâlleri zabtına şer‘an ve kânûnen emr verilmişdir. Ma‘mâfîh bu mertebelerde cerâyim güzeştelerinden iğmâz ve evtân-ı kadîmelerine ‘avd ve insirâfa tergîb sûretlerinde ‘inâyeti bilmeyerek yerlerine gelmekden imtinâ‘ eden re‘âyânın emlâkları reddi değil belki te‘dîbleri Devlet-i ‘Aliyye’ye göre lâzım iken yine mücerred îfâ-yı ‘ahd içün bundan böyle Mora cezîresinin pezîrâ-yı hüsn-i nizâm olacak ba‘zı işleri olub müvellâ ta‘yîn ve vâlîsi tebdîl olunmağla her işler taht-ı zâbiteye girdikden sonra iktizâsına göre bu mâddeler dahi birer vechile sûret bulacak kazâyâdandır. Fî nefsi’l-emr Mora re‘âyâsından ekseri evân-ı ‘isyânlarında niçe ehl-i İslâmın evlâd ve ensâblarını katl ve ihrâk misillü envâ‘ fezâyıhı mürtekib olmalarıyla şimdi vatanlarına rücû‘ ve emlâklarına mutasarrıf olsalar elbette kendülerden zahm hûrde olanlar i‘dâmlarından gayrı nesne ile mütesellî olmayacakları mukarrerdir. Devlet-i ‘Aliyye’nin kendü re‘âyâsı hakkında Rusya Devleti’nin bu kadar ısrârı izhâr ve iddi‘â eylediği insâf ve ri‘âyetine muhâlif görünür.

Kalavrata ve Mizistre re‘âyâsı ‘alenen bu kadar nisvân ve etfâl-i müslimîni ihrâk ve ifnâ edüb ve Mora’nın Rusya ile bir dürlü ittisâl ve münâsebeti dahi olmayub ve böyle fesâda ictirâ eden re‘âyâ müstahakk-i ‘ukûbet ve cezâ iken yine Devlet-i ‘Aliyye tarafından safh-ı cemîl ve iğmâz ile mu‘âmele olunduğu zâhir ve hüveydâ olmağla bu mertebelerde vâkı‘ olan mu‘âmele sâ’ir bi’l-cümle re‘âyâyı dahi ‘isyâna tergîb değil midir ve kilise mâddesinde lâ-cürm öteden berü şer‘-i şerîfe tatbîk vâcibâtdan olduğuna binâ’en re‘âyâmızın kiliseleri ta‘mîri iktizâ eyledikçe dîvân-ı ‘âlîye ‘arzuhâl takdîm ve şer‘a havâle birle muvâfık-ı şerî‘at-ı garrâ olduğu vechile kenîsaları termîmine ruhsat verile gelmişdir.

Ve bu mâddede bundan böyle dahi muktezâ-yı şer‘-i şerîf üzere müsâ‘ade-i Devlet-i ‘Aliyye bî-dirîğ olur. Ma‘lûmunuzdur ki geçen donanmâ-yı hümâyûn esnâsında birkaç kiliselerin ta‘mîrine re‘âyâ mübâşeret etdiklerinde kadîmini tecâvüz ve envâ‘ nukûş ile tezyîn etmeleriyle ne mertebe kâl ü kîl ve güft ü şenîd hâsıl ve hâdis olmuşdur denildi.

Ve tazmîn mâddesinde elçi-i mersûm tekrâr makâl birle gerçi mukaddemâ İsmail Bey sâhilhânesinde tazmînin edâsı husûsunu îrâd etmiş idi. Ancak meclis-i mezkûrdan sonra i‘âde-i cevâb ile eğer Kırım mâddesi nizâm pezîr olmaz ise tazmînin dahi edâsı kâbil olmaz deyüb edâsında sûret-i mümâtale göstermiş idi dedikde yanında olan tercümânı elçisini tasdîk birle hattâ İsmail Bey bu işler nizâm bulmaz ise fesh-i musâlaha iktizâ eder bu sûretde ise tazmînin ta‘cîline kimin kudreti olur sözünü sarâhaten söyledi demekle dîvân-ı hümâyûn tercümânı kulları elçi tercümânının bu kelâmını redde mübâderet ve fesh-i sulh olur kelâmı Devlet-i ‘Aliyye ricâlinin birisinden sudûr etmemişdir böyle aslı olmayub münâfereyi mûcib olacak makâlât îrâdında ne fâ’ide vardır ve bu su‘ûbetlü olan işlerimiz gereği gibi hüsn-i sûret kabûl etmedikçe tekmîlen icrâ olunmamış ba‘zı şartların ta‘cîlen îfâsından herkes ihtirâz eder kelâmları ifâde olunmakda idi. Bundan gayrı dostluğa münâkız ‘addolunacak kelâm işitmedim dedikde elçi tercümânı mesfûr sen hâzır değil iken bu kelâm kapuda geçmiş idi deyüb beyne’ssükût ve’l-iddi‘â hatm-i kelâm ve elçi dahi ben bu fesh-i sulh kelâmı ve tazmînde tereddüd keyfiyyetini henüz devletime yazmadım cevâbıyla hayır-hâhlığını beyân ve te’lîf cânibine sa‘yını izhâr ve i‘lân ‘akabinde tercümânlar bizim kelâmımızı teblîğe me’mûr olduklarından ma‘zûr olmaları iktizâ eder mukaddimesiyle tercümânının ba‘zı mâddede ısrârı zuhûr eyledikde nâ münâsib denilmemek edâsını irâ’et ve taraf-ı çâkerânemden dahi gerçi böyledir ancak tercümânlar dahi kendü karîhalarından hod be hod kelâm-ı burûdet-encâmdan ihtirâz ve ‘ale’d-devâm te’lîfe sa‘y etmeleri vâcibe-i zimmetleridir denilmekle elçi dahi kullarının kavlime i‘tirâf eylemişdir.

Ve elçi-i mûmâ ileyh taksît-i sânîden olan teslîmât devletimin şânına lâyık olmayacak vechile kırkar ellişer kese akçe veriliyor bu vechile teslîmât edâ-yı tazmîn ta‘bîrine şâyeste olmayub devletimin şânına nakîsadır diyerek bu mâddeyi tafsîl eyledikde bu kulları tarafından dahi bu vechile edâsına mübâderet olunması zikr ve beyân olunduğu üzere muktezâ-yı vakitden neş’et etmişdir. Bu dahi dostluğa mugâyir denilmez. Bundan böyle dostâne müzâkere olunur deyu irâde-i evliyâ-yı ni‘amîye ta‘lîkan cevâbı verildiği anda elçi-i mersûm bu tazmîn husûsunda mukaddem îrâd olunduğu gibi kâh veririz kâh vermeziz diyerek edâsı sâ’ir işlerin nizâmına ta‘lîk ile ‘ahidnâmeye muhâlif cevâb nâ savâb söylemekden ise Devlet-i ‘Aliyye’nin ‘usreti beyân ve ifâde olunması dostluğa mugâyir ‘addolunmaz ve cevâb olarak bu ‘özrü devletime yazabilürüm demişdir ve istirdâd-ı üserâ kaziyyesinde îfâ-yı şart olunmadı deyu îrâd eylediği makâline i‘tâ-yı cevâba ibtidâr olunub memâlik-i mahrûse-i Devlet-i ‘Aliyye’de Rusya üserâsının ekall-i kalîl olduğunu siz dahi bilürsüz deyu mikdâr-ı üserâ dahi ancak Kırım Giray Hân çapulunda ahz olunmuşdu. Anların ekseri vefât edüb bâkîleri ve Eflak ve Boğdan ve Cezayir ve Mora taraflarından me’hûz esîrler içün Devlet-i ‘Aliyye taraf taraf mübâşirler ta‘yîn ve maslahatgüzârınız tarafından başka başka âdemler terfîk ve memâlik-i İslâmiyyeyi köşe be köşe tecessüs birle rızâlarıyla İslâmı kabûl eyleyenlerden mâ‘adâ ‘âmme-i üserâ buldurulub tahlîs olunmuşdur.

Ve maslahatgüzâr cânibinden âdemler tedârik ve İstanbul ve havâlîsinde ve hattâ ba‘îd mahallerde haber aldıkları esîrlerin isimleri tasrîhiyle defterini ibrâz eyledikçe ekîd ve şedîd fermânlar yazılub ne vechile ikdâm olunduğu inkâr olunmaz. Bu esnâda Bolu Sancağı derûnunda altı yüz mikdârı Rusya esîri olmak üzere bir takrîr göndermişsiz. Livâ-i mezbûr kurb-ı saltanat-ı seniyyede olmağla her tarafını taharrî üzere teftîş ve bulunan esîrleri zâhire ihrâc emrinde bizlere su‘ûbet yokdur. Mübâşirler üserâ tahlîsinde ne mahalde tekâsül etmişler ve ne makûle üserâyı terk etmişler esâmî ve mekânları ile beyân edin. Devlet-i ‘Aliyye bu makûle emrine muhâlif hareketi irtikâb edenleri te’dîb eyler. Bunlardan kat‘-ı nazar sizin içün üserâ haber almakda niçe vesâ’il ve esbâb olduğu ya‘ni hem milletiniz olan re‘âyâdan hekîm ve bakkâl vesâ’ir esnâf makûlesinden ve belki erbâb-ı irtikâbdan ba‘zı Müslümânlardan tecessüs içün âdemleriniz olduğu ma‘lûm olmağın iddi‘ânız üzere memleketlerimizde üserânız kalmak lâzım gelse bu vakte koymayub mecmû’unun mahallerini beyân ve hârice ihrâc etdirirdiniz. Gelelim bizim üserâmıza Rusya memleketinde o makûle üserâ-yı İslâmiyyeyi istihbâra medâr olacak bir kimesnemiz olmamağla sizin kavlinize i‘timâd ile esîrlerimizin halâsını Rusya Devleti’nin insâfına havâle etdik. Sizin etdiğiniz iddi‘âyı Devlet-i ‘Aliyye etse yerindedir ki el-ân memâlik-i Rusya’da bu kadar esîrlerimiz feryâd etmekdedir ve Devlet-i ‘Aliyye bu iddi‘âdan fâriğ olmamak muktezâ-yı diyânetidir denildikde elçi-i mûmâ ileyh dahi üserâ mâddesinde ihtimâm tarafeyn-i vâcibâtdan olduğunu ben dahi i‘tirâf ederim kelâmıyla ihtiyâr sükût eylemişdir. Ba‘dehu elçi-i mersûm akdem-i esbâb-ı münâza‘a olan Tatar mâddesini ele alub takrîri tercemesinde muharrer mukaddemâtı beyâna ibtidâr eyledikde cânib-i bendegîden cevâba şürû‘ olunub kavm-i Tatarın Devlet-i ‘Aliyye’ye bu kadar mesârifleri vardır ya‘ni mîrîden sâliyânât ve mukâta‘ât ve vezâyifât ve ze‘âmet ve timâr tasarrufu Devlet-i ‘Aliyye’ye olan bârgirânlarından başka tasarruflarında Tuna yalılarında ve Rumili taraflarında ne kadar emlâk olduğu ve eğer Tatar bu vech üzere kalsa bu zikrolunan arâzî ve emlâk ve sâliyâne ve timâr ve ze‘âmet ve mukâta‘ât yedlerinden nez‘ olunmak iktizâ edüb bu ise mümkün olmamağla bu dahi başka bir dürlü ‘özr-i kavî olduğu ve ber vech-i muharrer Tatarın mesârif-i zâ’ide ve tekâlîf-i bârideden gayrı sefer ve hazerde bir lutf ve fâ’ideleri olmadığı kerreten ba‘de uhrâ müzâkeresi geçmiş mâddelerdendir.

Kaldı ki ‘akîb-i musâlahada Devlet-i ʻAliyye Tatar tâ’ifesiyle şürûta mugâyir bir gûne taʻalluk fikrinde olmadığı delâ’il-i müberhene ile beyân ederim. Sizin iddiʻânız gibi Devlet-i ʻAliyye Tatar ile hafiyyeten başka bir muʻâmele rabıtını irâde etmiş olsa Sahib Giray Hân’a gidecek teşrîfâtı ʻacâleten göndermeyüb ol esnâda Tatar tâ’ifesi tarafından vürûd eden mahzarı serrişte ittihâzıyla Devlet Giray Hân’ı derʻakab Kırım’dan kaldırmak içün ekîd fermânlar yazub taʻcîl-i ʻale’t-taʻcîl bu tarafa gelmesini te’kîd tekellüfüne düşmez idi. Hattâ Sahib Giray Hân’a teşrîfât tesyîri irâde olundukda maslahatgüzârınızın sırkâtibi kapuya gelüb teşrîfât-ı mezkûrenin te’hîrini murâd etmiş iken Devlet Giray Hân’ın ol tarafda olması mülâbesesiyle şâyed te’ahhür-i vürûd-ı teşrîfâtdan Tatar beyninde mugâyir-i muʻâhede bir münâzaʻa hâdis olur mülâhazası ve bu mâddenin Rusya Devleti ile münʻakid olan musâlaha muktezâsı üzere ihtitâmı irâdesiyle hayır hâhân-ı Devlet-i ʻAliyye sırkâtibini irzâ ve mücerred defʻ-i nizâʻ zımnında muʻaccelen Sahib Giray Hân’a teşrîfât-ı seniyye irsâl etdi. İşte tercümânınız hâzırdır. Keyfiyyet böyle olduğunu bilür deyu elçi tercümânı istişhâd olundukda ol dahi hâl böyle olduğun inkâr edemedi ve bu ifâde eylediğiniz tedâbîr ki îfâsında Devlet-i ʻAliyye’nin tekâsül ile vaktini geçürdüğüne haml edeyorsuz bunlar ise ʻakîb-i musâlahada ve gerek baʻdehu Sahib Giray’a giden tahrîrâtda bâ cemʻhâ derc ve Rusya Devleti’yle kavm-i Tatar hakkında ʻakd olunan şartlar eğer çi kendilerine tefhîm ve bildirilmişdir ve lâkin tâ’ife-i merkûme katʻan râzı olmayub yedlerinde vesîle-i şerʻiyye mevcûd olmağla Devlet-i ʻAliyye’nin dahi mezbûrlara iddiʻânız bâtıldır demesi bir dürlü ʻuhdesinde olmaduğu ve fî nefsi’l-emr Devlet-i ʻAliyye’nin bu bâbda mecbûriyyeti ne derecelerde ve ne vechler ile olduğu kerrâtle size ifâde olunmuşdu ve siz de te’emmül etseniz insâf edersiz. Mâdâm ki Tatar tâ’ifesinin serbestiyyetleri bu hâl üzere kalub intihâb-ı hânı dahi yedlerinde ola. Bâ husûs mâbeynde bahr-ı Hind misillü hâciz olmayub ve Karadeniz’e bahr-ı hâciz denilmeyeceği ve hilâfet mes’elesine tamâmca mugâyir olub mütâbaʻat-ı şerʻiyye taʻbîr olunan râbıtanın vücûdu olmayacağı zâhir olmağla Tatar tâ’ifesi bu sebebleri beyân birle Devlet-i ʻAliyye’ye ilhâhdan hâlî olmazlar ve sizin dediğiniz vech üzere umûr-ı hâriciyye ile umûr-ı şerʻiyyenin tefrîki bizim dînimizde imkân da olmayub bizim dâhilî ve hâricî kâffe-i umûrumuz merbût-ı şerîʻat garrâdır ve Fokşan mükâlemesinde Tatarın serbestiyyetleri kabûlü dediğiniz mâddenin vücûdu yokdur. Zîrâ şerʻa muvâfık olmadığından bu mâdde Fokşan’da karâr bulmadı ve baʻdehu Bükreş mükâlemesinde dahi eğer çi Tatar serbestiyyeti mâddesini tarafeyn murahhasları müzâkere eylediklerinde Rusya murahhasları bu serbestiyyetle Tatarın cümlesinin rızâsı vardır ve hattâ temessük dahi vermişlerdir diyerek bir kıtʻa temessük sûreti ibrâz etmeleriyle Devlet-i ʻAliyye tarafından hakîkatde Tatarın rızâları vardır zannıyla murahhasımız müzâkereye şürûʻ etmişler ise teklîf olunan derecelerde kabûlü bir dürlü hadd-ı imkânda olmadığı ecilden ʻalâ hâlihi terk ve meclis-i mükâleme faysal bulub murahhasımız ricʻat eyleyeceği esnâda bu Tatar mâddesi şu derecelerde mümkün olabilür diyerek baş tercümânınız Palini bir takrîr ve terceme getürüb ibrâz etmiş iken yine kabûl olunmayub meskût kalmış idi. Böyle olduğu takdîrde kelâmımıza tenâkus nereden ʻâriz olur denildi.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Üçüncü mâdde[:] Devlet-i ʻAliyye üserâ-yı zabt etdirmeyüb ancak Rusya tercümânlarının muvâcehelerinde mesîhi olduklarını bir defʻa ıkrâr eylediklerinde baʻzıları birkaç sene mukaddem dîn-i Muhammedîyi kabûl etmişler iken yine redd ve teslîmlerinde tereddüd etmemişdir.

Mûmâ ileyhin su’âline elçinin bu defʻa meclisde verdiği cevâbdır

Rusya Devleti üserânın istirdâdını Devlet-i ʻAliyye’nin muktezâ-yı ʻadâleti üzere iʻtirâf ve bu bâbda izhâr-ı memnûniyyet eder.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Dördüncü mâdde[:] Bu muʻâmeleye mugâyir Rusya’da hilâfı icrâ olunmağla küll-i yevmin Derʻaliyyeye niçe müslimîn gelüb gözyaşı ile feryâd ve figân ve Rusya’da olan evlâd ve ʻıyâl ve akrabâlarını ketm ve ihfâ etmeleriyle bir vechile bulunması mümkün olmadığını ifâde ve tazallüm-i hâl eyledikleri meclis-i mezkûrda îrâd olunmuş.

Mûmâ ileyhin su’âline elçinin bu defʻa verdiği cevâbdır.

Bilâ münâsebet baʻzı üserânın akrabâsından ihtirâʻ olunmuş iftirâdır inʻikâd-ı musâlahadan sonra derʻakab sıgâr ve kibâr bulunması mümkün olan üserânın cümlesini âzâd etdikleri bî iştibâhdır.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Beşinci mâdde[:] Üserâ husûsu içün Devlet-i ʻAliyye’nin ziyâde bî-huzûr olması kebîr elçisi Abdülkerim Efendi’nin cevâbından iktizâ eder. Efendi-i mûmâ ileyh Devlet-i ʻAliyye tarafından bu mâddeyi îrâd eyledikde tenassur eden üserâyı teslîmden imtinâʻ eylediklerini Derʻaliyye’ye tahrîr etmiş. Hâlbuki üserâ-yı mezkûre mecbûr olmuş iken derûnu dînlerinden ʻudûl etmediklerini ʻalenen beyân etmişler idi.

Mûmâ ileyhin su’âline bu defʻa meclisde elçinin verdiği cevâbdır.

Abdülkerim Efendi’nin işbu takrîri kezâlik bir delîle mübtenî olmayub elçi-i mûmâ ileyhe bu mâddenin tafsîlini hâvî verilen takrîrin mazmûnundan hilâfı istidlâl olunur ki Rusya’da cemîʻ mezâhibin icrâsına ruhsatnâmeyi mü’eyyed kâʻide-i muʻtebere muktezâsınca bir kimesneye tebdîl-i mezheb içün cebr olunmaz. Buna binâ’en mukaddemâ mecbûr olub baʻdehu vatanlarına ʻavdet arzûsunda olduklarını beyân eden kimesneler fi’l-asl kâzib ve mürtekib ve menfaʻat-i kalîle zımnında rızâlarıyla tebdîl-i âyîn etmiş bir alay derdmendler olmak üzere elçi paşaya teslîm olunmuşlar idi. Hattâ üserâ-yı mezkûrûndan baʻzıları elçi paşaya teslîm oldukdan sonra bir defʻa dahi firâr etmiş iken yine ahz olunub kendüye tekrâr irsâl olunduklarını elçi paşa cenâbları inkâr edemez.

Mukeddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Altıncı mâdde[:] Rusya Devleti bu bâbda îfâ-i şürût murâd etse Rusya başvekîli Konte Panin elçi paşaya tahrîr etdiği cevâbnâmede bu mâddeyi zikreder idi. Tavr-ı mezkûrdan bu şürûtun icrâsını dahî baʻzı mevâdd-ı sâ’ire misillü mühimm etmediklerini Devlet-i ʻAliyye istidlâl eder deyu ifâde olunmuş.

Mûmâ ileyhin su’âline bu defʻa meclisde elçinin verdiği cevâbdır

Mâdde-i mezbûre icrâ olunmuş olmağla cevâbnâmesinde Konte Panin’in sükûtu âher bir sebebe haml olunmayub idâre-i umûrunda her devlete mahsûs merâsim-i lâyıkaya riʻâyetinden iktizâ eder. Rızâlarıyla mezheb-i Mesîhiyye’yi kabûl eden üserânın istirdâdı ber muktezâ-yı âyîn-i nasârâ memnûʻdur ve lâkin Devlet-i ʻAliyye bu makûle baʻzı üserânın istirdâdıyla ʻadâlet ve mürüvvet icrâsında mûcib-i gayret olmağın Rusya Devleti dahi bilâ tereddüd müsâʻadeyi fiʻilen icrâ etmiş iken nevʻan rüsûm-ı zâhireye riʻâyeten tahrîren bu mâddeyi beyândan ictinâb etmişdir. Bu cümle ile baʻde-ezîn zâhire ihrâc olunan üserâyı bilâ taleb Derʻaliyye’ye teslîm edeceği mukarrerdir ki memâlik-i ʻOsmâniyye’de muʻtâd olduğu vech üzere Rusya memâlikinde üserâ-yı mezkûre ʻabd-ı memlûk olmak üzere elden ele fürûht olunmayub kemâl-i serbestiyyet ile diledikleri mahalde ikâmet ederler. ʻIyâl ve evlâd ve akrabâları ʻavdet etmiş kimesnelerden Devlet-i ʻAliyye’nin tasdîʻ olunduğuna Rusya Devleti iʻtimâd eder. Rusya’ya gelen bunca üserânın baʻzısı vefât etmek gerekdir ve baʻzısı Rusya’dan mürûr ve memâlik-i baʻîdeye varub külliyen müteferrik ve perîşân olmuşlardır ve baʻzısı dahi kaviyyen âyîn-i Mesîhiyye’ye merbût olmağın Rusya’da ikâmeti tercîh ve Rusya’yı vatan-ı cedîde ittihâz edüb üserâ-yı ʻOsmâniyye zümresinde dâhil olmağla bir dürlü râzı değillerdir. Kezâlik ʻıyâl ve evlâd ve akrabâlarından mehcûr olan katî vâfir kimesneler tazallüm ve feryâdlarıyla Rusya Devleti’ni taʻcîz ederler ve lâkin Devlet-i ʻAliyye ricâlini tasdîʻden mücânebet etmekle Âsitâne’ye şitâblarına ruhsat vermeyüb akrabâları bulundukça red ve teslîm olunmalarına müterakkibdir. Üserâ-yı mezkûreden katî vâfiri el-ân mechûlen kayd-ı esre mübtelâdır.

Bu mâddelerin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir.

Üçüncü ve dördüncü ve beşinci ve altıncı mâddelerde serd olunan es’ile ve ecvibe birbirine merbût olduğundan bu kulları esîr husûsunda cevâba ibtidâr edüb büyükelçimizin pâye-i serîr-i aʻlâ-yı hüsrevâneye takdîm eylediği takrîri derûnunda Rusya Devleti’nde mevcûd üserâ-yı İslâmiyye ʻaynı ile Rusya üserâsı hakkında Devlet-i ʻAliyye’nin icrâ eylediği gibi tarafımızdan me’mûr âdemler hâzır oldukları hâlde birer birer su’âl ve istintâk ve rızâlarıyla tenassur etmeyen İslâm esîrleri nezʻ ve istirdâd olunmak lâzımdır kelâmı başvekîl Konte Panin’e ifâde olundukda bizim tâ’ifemiz içinde Muçuk taʻbîr olunur bir kavm vardır. Bir kerre tenassur edenleri tekrâr istintâk ve size vermek irâde etsek kemâl-i taʻassublarından verdirmeyüb belki bir nizâʻ ve fitne ihdâs ederler deyu vechen mine’l-vücûh rızâ göstermediler makâlesi münderic ve mastûrdur. Bu sûretde üserâ kaziyyesinde Devlet-i ʻAliyye’nin eylediği ihtimâmın mislini Devlet-i Rusya îfâ etmemiş olduğu katî vâzıhdır. Hattâ mukaddemâ bu husûs maslahatgüzâr tarafına ifâde olundukda ol dahi mülzem olub memâlik-i mahrûsede olan tecessüs misillü siz dahi muʻtemed âdemlerinizi Rusya memâlikine göndererek taraf taraf tecessüs itsünler deyu sırkâtibi vesâtatıyla takrîr etmiş idi denildikde ol dahi cevâbında elçi paşa bu kelâmı niçe takrîrine derc edebildi ki ben Moskova’da hâzır iken yirmi yedi nefer ehl-i İslâm esîrlerini yanımda istintâk ve İslâmlarında sebât kademlerini iddiʻâ etmeleriyle aslından tenassur etmişler iken redlerinde tereddüd olunmadı demekle bu kulları dahi mukâbele edüb fi’l-vâkıʻ bu husûs böyle olsa bile yirmi neferin reddi iddiʻâsıyla îfâ-yı şürûta teşebbüs olunmaz. Bizim el-yevm memâlikinizde olan üserâmız bî-hadd ve bî-nihâye olduğu ezherdir ve Devlet-i ʻAliyye’nin mâdde-i üserâda dikkati benim mübâşeret ve me’mûriyetimle icrâ olunmuş olmağla hattâ dört defʻa defterdâr ve menâsıb-ı sâ’irede istihdâm ile sıdk-ı kavlime iʻtimâd-ı Devlet-i ʻAliyye derkâr olmuş iken benim huzûrumda birkaç esîrler ıkrâr-ı İslâm eyledikden sonra tercümânınız benim kavlime iʻtimâd etmeyüb yanımda gelüb ıkrâr etsünler deyu ısrâr etmekle tekrâr getürdülüb tercümânın yanında dahi istintâk olundular. Bu keyfiyyeti tercümânlarınızdan hâzır olanlar inkâr edemezler denildikde elçi-i merkûm bu mâddede ihtimâm-ı Devlet-i ʻAliyye’yi baʻde’l-ıkrâr tarafeyn memâlikinde devletinin rızâsı ve ʻilmi olmayarak esîr kalmak muhtemeldir. Baʻde-ezîn dahi bu husûsda tarafeynin dostâne ihtimâmda kusûr etmeyeceği zâhirdir deyu cevâb vermişdir.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Yedinci mâdde[:] Milel-i sâ’ireden başka İngiltere tüccârı tarafından dahi masdariyye resmî edâ olunub França tüccârının resm-i mezkûrda istisnâları Belgrad musâlahasında França Devleti’nin tavassutuna ʻivazan olub bu takdîrce Devlet-i ʻAliyye’nin ile’l-ân mâdde-i mezkûreyi zikretmemesi ancak sadece mürâʻât ve müsâʻade kabîlinden ʻaddolunması iktizâ eder deyu îrâd olunmuş.

Mûmâ ileyhin su’âline bu defʻa meclisde elçinin verdiği cevâbdır

Rusya Devleti dahi masdariyye husûsunu vaktiyle tanzîmi mümkün olan cüzziyât makûlesinden ʻaddeder ve lâkin işbu imtiyâzın şürût-ı ʻahidnâmeye mugâyir idiğini ve masdariyye mâddesinin indifâʻı içün Devlet-i ʻAliyye’ye bir dürlü ʻivaz tahsîsi câ’iz olmadığını mutâlaʻa ve îrâd eylemesi husûsu bi’l-iktizâ terk ve iğmâz olunmaz.

Bu mâddenin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir

Yedinci mâddede îrâd olunan masdariyye husûsu içün bu mâdde umûr-ı cüz’iyyeden olmağla umûr-ı külliyemizden olan husûslar sûret buldukda bunun dahi nizâmı mümkün olur cevâbıyla Kırım serbestiyyeti ve Tatar vesâ’ir husûsların tanzîmine taʻlîk mefhûmu telmîhen işʻâr olunmuşdur.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Sekizinci mâdde[:] İşbu umûr-ı mesâlih el-ân bulundukları hâletde terk olunur ise şerîʻat-ı Muhammediyye mehâzîr-i ʻazîmeyi îrâs etmekle Devlet-i ʻAliyye’nin tâlib olduğu tanzîm ve tasfiye husûsu yalnız Tatar tâ’ifesine değil belki ʻulemâ-i kirâma ve cemîʻ nâsa âher vechile cevâb vermeğe vesîle-i suhûlet olur. Hülâsa dostâne tashîhi mümteniʻ olmak derecesine îsâl etdirmekden evvel devleteynin emn ve refâhiyyeti ve hüsn-i hâlleri zımnında tavâ’if-i Tatarın iddiʻâları hâssaten tanzîm ve fasl ve hasm olunmaları bâbında muvâfıkta saʻy ve ihtimâm ʻalâ eyyi hâlin ehemm-i mehâmmdan idiği tafsîlen ifâde olunmuş idi.

Mûmâ ileyhin su’âline bu defʻa meclisde elçinin verdiği cevâbdır

Hakîkatde şerîʻat-ı Muhammediyye’ye râciʻ teşvîş ve ihtilâlin aslı var ise yine ʻillet ve sebebi Devlet-i ʻAliyye tarafından hudûs etmişdir ki şevketlü ʻazamatlü Pâdişâh-ı Âl-i ʻOsmân hazretlerine ancak hilâfet-i ʻuzmâyı tahsîs etmekle Tatar tâ’ifesinin serbestiyyetleri husûsu Fokşan ve Bükreş mükâlemesinden evvel ʻakd olunan meclis-i müşâverede ʻulemâ-i kirâm ve ricâl-ı devletin ittifâklarıyla ʻalenen tecvîz ve kabûl ve tahammülü şerʻa muvâfık olmak üzere ıkrâr ve iʻtirâf olunmuş iken tavâ’if-i Tatarın serbestiyyet-i hâriciyyeleriyle şerîʻatı rabt eylemek bâbında Devlet-i ʻAliyye’ye ne zarûret mess etdi. Devlet-i ʻAliyye ʻasâkirini Taman’da terk etmekle fi’l-asl bî-karâr olan tavâyif-i Tatarı ol esnâda kesb-i iʻtiyâda mübâderet etdikleri reh-i râstdan inhirâf etdirmiş.

Tâ’yife-i Tatarın bi’z-zât intihâb eyledikleri hânın ʻazli ve Devlet-i ʻAliyye’nin irsâl eylediği Devlet Giray Hân’ın nasbı ʻalenen müşâhede olunduğu vech üzere erbâb-ı menâsıbdan baʻzı kimesnelerin kurdukları sanâyiʻ ve tedâbîr ve tahrîk ve teşvîş zımnında tertîb eyledikleri mukaddemâtın netîceleri idi. Kezâlik Devlet Giray’a teşrîfât irsâli ve vakt bu vakt Kırım cezîresine tesyîr olunan ʻasâkir husûsu ʻilel-i mezkûreye mübtenîdir. Zikrolunan etvâr ve harekâtın cümlesinde Devlet-i ʻAliyye ile’l-ân şürût-ı ʻahidnâmeden begâyet mübâʻadet birle irâdeye mevkûf olmayub bilâ garaz tedkîk ve muʻtedilâne temyîz olunmağla bi’t-tabʻ muhtâc olan umûr ve mesâlihin dostâne müzâkere ve tanzîmleri bâbında devleteyn beyninde riʻâyeti vâcib olan müsâvât hudûdunu tahattî etmişdir. Beynehümâda işbu tefâvüt derkâr iken müddeʻâlarını îrâd Devlet-i ʻAliyye’ye lâyık değildir. Kezâlik kabûl ve istimâʻları ve bu rütbe mutâlaʻası elzem bir mâniʻ-i nâ-revânın indifâʻından evvel cânibeyn rızâsına tevakkuf eden umûr ve husûsun tanzîmleri müzâkeresine mübâderet eylemesi Rusya Devleti’nin şânına bir vechile muvâfık değildir. Mahzûr-ı mezkûr defʻ olunduğu birle Devlet-i ʻAliyye tarafından îrâd olunan mevâddın istimâʻında Rusya Devleti’nin dahi muhâlefeti ber taraf olur.

Husûs-ı mezkûr ancak Devlet-i ʻAliyye’nin irâdesine tevakkuf eder ki Âsitâne’de kâ’in Tatarı iʻâde ve Taman’da ve bi’l-cümle Kırım cezîresinde mevcûd olub yevmen fe yevmen izʻâflarına müdâvemeti meşhûd olan ʻasâkirinin celb ve ircâʻları ve şürût-ı ʻahidnâme muktezâsınca Tatar tâ’ifesi kavânîn ve kavâʻid-i kadîmelerine muvâfakat birle umûrlarını idâre ederek emn ü emân ve âsûdegî ve ârâm üzere olmalarını tavâ’if-i Tatar-ı mezkûreye muktezâsı üzere iʻlân ve beyân etmekle Devlet-i ʻAliyye şürût-ı mezkûreyi etrâfıyla ʻalenen icrâ ve kemâl-i safvetle îfâ-yı levâzım-ı ʻahd ü peymân eylediği hâlde Rusya Devleti dahi Tatar tâ’ifesinin müstakbelde mutâlaʻası muktezî olan hâl ve keyfiyyetlerine dâ’ir ziyâdece takrîb olunarak ahvâllerinin tahsîs ve taʻyîni ve dostâne îzâh ve tebyîn olunmaları bâbında Devlet-i ʻAliyye ile müzâkereden imtinâʻ etmeyeceği mukarrerdir ki emn ü emân ve hüsn-i muʻâşereti müstelzim olan sulh u salâhın vikâyesi bâbında Rusya Devleti’nin makâsıd-ı hayriyye-i hâlisânesi cemîʻ mülâhatât-ı sâ’ire ve serîʻü’z-zevâl olan menâfiʻ-i mütenevviʻanın cümlesine takdîm olunmağla Devlet-i ʻAliyye misillü Rusya Devleti’nin dahi umûr ve mesâlih-i mülkiyyesine muvâfakati mümkün olduğu mertebe mevâdd-ı mezkûrede dahi Rusya Devleti’ne taʻalluk eylediği derecelerde Devlet-i ʻAliyye’yi tatmîn eylemesi husûsuna hâhiş ve arzûsu derkârdır. Kaldı ki Devlet-i ʻAliyye’yi ve tedâbîr-i mülkiyyesini bu rütbe işgâl eden tavâyif-i Tatarın refâh-ı hâlleri mülâhazası dahi işbu mevâddın nihâyetkâra resîde olunmalarına cevâz ve ruhsat verilmeksizin Rusya Devleti tarafından dostâne keşf ve beyân olunan sûretin Derʻaliyye ricâlinin re’y-i rezînleri inzimâmıyla menâfiʻini icrâ ve teshîle tevakkuf eder ki ʻinâyet-i Rabb-i Kadîrden ile’lebed tebʻîdi müstedʻâ olan inkıtâʻ-ı salâh vukûʻunda cemîʻ münâzaʻât ve muʻârazâtın menşe’i olmak üzere tavâyif-i Tatarın ibtidâ-yı emrde fedâ olunmaları muhtemeldir. Hâlbuki el-ân ber muktezâ-yı insâf ve iʻtidâl îfâ-yı peymânda lâzım gelen safvetin ve şürût-ı ʻahidnâmenin icrâsıyla gerek tavâyif-i mezkûreyi ve gerek şerîʻatlerini her gûne dahl ve taʻarruz hâletlerinden vikâye ve sıyânet mümkündür. Hülâsa mukaddemât-ı mezkûreden sonra bir tarafdan Rusya Devleti’nin makâsıd-ı hâlisânesi ve bir tarafdan vesâ’il-i dostânenin mü’essir olmadıkları mahalde etvâr ve harekâtında müddet-i vâfireden berü Devlet-i ʻAliyye’nin maʻlûmu olduğu vech üzere Rusya Devleti’nin me’lûf olduğu metânet ve sebâtı Devlet-i ʻAliyye vezn ederek baʻde-ezîn lâzım gelen harekâtı bâbında cezm ve karâr eylemesi iktizâ eder.

Bu mâddenin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir.

Fokşan ve Bükreş mükâlemelerinden mukaddem Tatar serbestiyyetinin kabûlünü ʻulemâ tecvîz etmiş olsalar baʻdehu Fokşan ve Bükreş’de bu mâddeler mükâleme ve kabûl olunmamak lâzım gelmez idi cevâbı ve bâlâda geçen ecvibenin tafsîlen tekrârıyla mukâbele olunmuşdur ve Devlet-i ʻAliyye’nin Taman’da olan bir zâbit ve otuz kırk neferinden gayrı ʻasâkir nâmına Kırım cezîresine baʻde’l-sulh bir kimesne geçmediğini ʻâlem bilür ve sizin Kılburun ve Yenikalʻa ve Tagyan ve Kerş’de âdemleriniz mevcûd olmağla bu mâdde anların dahi maʻlûmlarıdır. Eğer Devlet-i ʻAliyye’nin Kırım’a ʻasker geçirdiği iddiʻâsını ol havâlîde bulunan âdemleriniz size sahîh olarak sevk ve ihbâr eylemişler ise bir dürlü aslı olmamağla zâhir budur ki murâdları devleteyn beynine ilkâ-yı burûdet etmekdir. Size bizden kulaç kulaç izn. Gereği gibi tecessüs ve istihbâr edin. Devletin inʻikâd-ı sulhden sonra Kırım’a ʻasâkir imrârıyla hilâf-ı musâlahadır denilecek vazʻı ihtiyâr eylediği var ise biz hicâb çekeriz. Lâyık olan efvâh kelâmıyla böyle hâlâtı lisâna getürmemekdir ve yukaruda tafsîl olunduğu üzere Devlet-i ʻAliyye’nin hânların ʻazl ve nasbında ve zikretdiğimiz umûrda bir fâ’idesi yokdur ki bu tazaddiʻi ihtiyâr eyleye maʻ hazâ ki bu mâddede Devlet-i ʻAliyye şürût-ı sulhü vikâye zımnında bi’l-cümle îrâd eylediğiniz hâlâtın hilâfını icrâ ile iskât-ı kavm-ı Tatarda ne mertebelerde bezl-i makdûr eylediğini bâlâda zikr olunduğu üzere berâhîn-i kaviyye ile isbât etmişidik. Hâsıl-ı kelâm Devlet-i ʻAliyye kerrâtle ifâde eylediği mahzûr-ı şerʻînin indifâʻı ile Tatarı iskât edebilecek bir çâre bulsa katʻâ sizin tarafınızdan tezkîre hâcet koymayub bu kîl ü kâli ber taraf eder idi. Ammâ vüsʻunda olmadığı takdîrde ne yabsun deyu cevâbımızdan sonra elçi-i mûmâ ileyh ya Taman’un tahliye ve teslîmi vüsʻunda değil mi idi. Niçün icrâ etmedi demekle gerçi bu mâddede şerʻa dokunur şey yok. Ammâ Taman tahliye olunmak lâzım gelse Tatar tâ’ifesi külliyen me’yûs olub mülâhaza olunan ihtilâl ʻâcilen zuhûr etmek mukarrerdir cevâbı yukaruda dahi îrâd olunduğu üzere tekrâr îrâd olundukda elçi-i mûmâ ileyh usûl ile Devlet-i ʻAliyye’nin netîce-i merâmı ne olduğunu ıkrâr etdirmek mülâhazasıyla mahzûr-ı şerʻîniz indifâʻı ne vechile olabilür ve murâdınız nedir dedikde her ne vechile defʻ mahzûr-ı şerʻle iskât-ı kavm-ı Tatar mümkün olur ise Devlet-i ʻAliyye bezl-i himmet edebilür. Ancak iş Tatarı ilzâm edebilmekdedir ve Devlet-i ʻAliyye Rusya Devleti’nin ibrâz eylediği safvet ve dostluğa binâ’en mecbûren îrâd eylediği husûsları yine dostâne ve muhlisâne îrâd eder. Yohsa beynehümâda müsâvâtı tecâvüz maʻnâsı lâzım gelmez. Devlet mazarrât-ı mülkiyyeden maʻdûd olan hasârâta bakmayub safvet-i devleteyn içün çok şey mütehammel oldu. Bu mâddede dahi mazhar olduğu mecbûriyyete bir ʻilâc bulmak lâzım gelse Rusya Devleti’ne bu teklîfleri etmeyüb iktizâ eden tedbîri temhîd eder idi vüsʻunda olmayan işde elinden ne gelür ve sizin dediğiniz gibi mahzûru olan şeyler dahi icrâ olunub mecbûriyyet tahtında melhûz olan mehâzîr ve ihtilâ tamâmca vukûʻa geldikden sonra dostâne istimâʻ ve nizâm verilecek ne makûle mâdde kalur ve kezâlik Tatarın ihâfeleri zımnında takdîm eylediğiniz tedbîr ki maʻâzAllâhu teʻâlâ devleteyn beyninde tenâfür vukûʻ bulduğu sûretde evvel emirde kavm-i Tatar fedâ olunurlar kelâmından ʻîbâretdir. Tâ’ife-i merkûme ise bu maʻnâyı sizden evvel mülâhaza eylediklerinden bu haletle kalur isek şimdiden terk-i diyâr ederiz dedikleri bu maslahata mübtenîdir. Bu fıkranın hâtimesinde güyâ kendü devletinin makâsıd-ı dostânesi mü’essir olmadığı sûretde me’lûf olduğu sebât ve metâneti Devlet-i ʻAliyye mülâhaza ile harekât ve sekenâtını ana göre mevâz ne lâzım gelür zemîninde ruʻûnetlüce sözleri serd ve beyân yaʻni musâfât ber taraf olur me’alini iʻlân eyledikde bu kulları mukâbele birle umûr-ı kâ’inât kabza-i meş’et-i rabbâniyyede olmağla îrâd eylediğin keyfiyyetler takdîre vâbeste ahvâldendir. Devletler birbiriyle her ne kadar muʻâdât ve muhâsemât dahi etseler yine encâmı musâfâta mütebeddil olur. Aralıkda bâʻis olanlar melûm ve makhûr ola geldikleri mücerrebâtdandır ve bizim garazımız bu işler bir sûret-i hayriyyeye girüb biz dahi devletimiz ʻindinde ilâ inkırâzi’ledvâr hayr ile yâd olunmakdır yollu mukaddemât ile bi’l-husûs kırk dokuz târîhinde Leh’de Nemirova mükâlemesinde Nemçe elçisi bulunan Talman Devlet-i ʻAliyye ile Devlet-i Rusya beynini tasfiye sûretinde tavassut ve nifâkâne muʻâmele ile muʻâdâta bâdî ve etdiği hareket ve baʻdehu ʻinâyet-ı hüdâdan müşâhede olunan fütûhât-ı celîleden elçi-i mersûmun çekdiği hacâlet ve devleti tarafından gördüğü melûmiyyet ve makhûriyyet ve el-yevm devletlerde bu bednâmlığa yâd olunduğu nümâyân bir kaziyyedir deyu zikr ve îrâd olunmuşdur.

Mukeddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Dokuzuncu mâdde[:] Devlet-i ʻAliyye’den Rusya Devleti’nin teşekkîye istihkâkı olmayub Rusya Devleti’nin îfâ-yı şürût etmediğine binâ’en Devlet-i ʻAliyye’nin şikâyete salâhiyyeti ezyed olduğu ve bâ husûs memleket-i Boğdan’ın istirdâdı mâdde-i ʻahidnâmenin mefhûmu ve muktezâ-yı ʻadl üzere icrâ olunmayub hakîkatde maslahat-ı mezkûre her ne gûne meclisde rü’yet olunur ise mâdde-i mezbûre zımnında Devlet-i ʻAliyye’nin ber muʻâvaza iddiʻâsına salâhiyyeti câ’iz görüleceği ve min baʻd daʻvâ-yı mezkûrdan keff-i yed etmeyeceği ve husûs-ı mezkûr Rusya Devleti tarafına birkaç defʻa îrâd ve tahrîr olunmuş iken bir dürlü cevâbı zuhûr etmediği ve ʻâkıbetü’l-emr Nemçe Devleti ile maslahat-ı mezkûrenin tanzîmi bâbında Devlet-i ʻAliyye Rusya Devleti tarafından bir dürlü iʻânet sûretini fehm etmemekle Nemçe Devleti’nin zabt eylediği arâzî-i mezkûreyi ferâgata mecbûr olduğu zikr ve beyân olunmuş idi.

Mûmâ ileyhin su’âline elçinin bu defʻa meclisde verdiği cevâbdır.

Nemçe Devleti tarafından zabt olunub baʻdehu devleteyn beyninde sebkat eden muhâbere ve mübâhese ʻakîbinde hüsn-i rızâsıyla Devlet-i ʻAliyye’nin Nemçe Devleti’ne ferâgat etdiği arâzî-i Boğdan mâddesine dâ’ir Devlet- ʻAliyye ricâlinin vakt be vakt esnâ-yı sohbetde ter geçerek îmâ eyledikleri Devlet-i ʻAliyye’nin işbu şikâyetine muktezâsı üzere cevâb verilmesi husûsunu el-ân Rusya Devleti terk etmiş idi ve lâkin bu esnâda re’îs-i sâbık efendinin taʻbîrâtı muktezâsından fehm olunur ki Devlet-i ʻAliyye’nin hak ve ʻadle mugâyir olan iddiʻâlarını tervîc zımnında ʻadîmü’l-ihtimâl olan işbu hayâl-i ʻâtılaya ibtinâ ile Rusya Devleti şürût-ı ʻahidnâme icrâsında bi’z-zât kusûr etdiğini mübeyyin bir delîl-i kavî mesâbesinde ricâl-i Devlet-i ʻAliyye bu mâddeyi vesîle ittihâz etmişlerdir. Bu takdîrce Rusya Devleti baʻde-ezîn tekerrüre hâcet kalmayarak bu gûne cevâb-ı katʻî vermesi muktezâ-yı şânından olmağla bu iddiʻâyı bir dürlü kabûl etmediğini Derʻaliyye’ye katʻan ve cezmen iʻlân edüb istimâʻ ve kabûlü bir dürlü vâcibe-i zimmeti olmamasına sebeb budur ki mâdde-i mezkûre katʻan kendüye dâʻir bir hareketden neş’et etmeyüb bilâ vâsıta müstakillen Nemçe Devleti’ne râciʻ olmağın Devlet-i ʻAliyye bi’t-tavʻ Nemçe Devleti’yle ʻakd-ı muʻâhede edüb Nemçe Devleti’nin zabt eylediği arâzî-i mezkûrenin bir mikdârını kavâʻid-i muʻtebere üzere ferâgat etmekle ibkâ ve mukâbelesinde bir mübâdele-i dostâne ile bir mikdâr diğer arâzîyi ahz etmişdir. Maslahat-ı mezkûreyi katʻan kendüye râciʻ farz etmekle Rusya Devleti’nin müdâhaleye bir dürlü istihkâkı yoğ idi. ʻAle’l-husûs ki Devlet-i ʻAliyye sâ’ir devletler ile etdiği misillü bu mâddede Rusya Devleti’yle istişâreyi dahi münâsib görmemiş. Rusya ʻasâkirinin müstevlî olduğu mahalleri tahliye ve vaʻde-i muʻayyenede yeden be yed Devlet-i ʻAliyye ʻasâkirine teslîm etmekle îfâ-yı şürût etdiğini bî-garez olan cemîʻ enâm ıkrâr ve iʻtirâf edüb hakkını inkâr edemez. Kaldı ki cemîʻ düvelin ʻasâkiri velev ordusu hasr ve kadar-ı kesîrü’l-cüyûş olsa dahi müstevlî oldukları arâzînin cümlesini ihâta edemeyüb ancak memâlikin kilîdleri mesâbesinde olan kılâʻ ve husûnun tasarrufuna kanâʻat etmekle arâzî-i sâ’ire gerek vakt-i istîlâda hîn-i istirdâdlarında kılâʻın tevâbiʻinden ʻaddolunur. Nemçe ʻasâkirinin Boğdan memleketinden istishâb eyledikleri arâzî bir dürlü Rusya ʻasâkirinden muhâfaza olunmamağla zabt ve tasarrufları Rusya Devleti’nin rızâsına mübtenî değildir ve bu bâbda Rusya Devleti Nemçe Devleti’ni istişhâd eder. Muktezâ-yı şürût-ı musâlaha dost olan düvel-i sâ’irenin istîlâsından Devlet-i ʻAliyye’nin memâlikini vikâye ve himâyete Rusya Devleti zamîn değildir. ʻAle’l-husus ki Devlet-i ʻAliyye memâlikin muhâfazasına kâdir olmağla âherin himâyesine muhtâc değildir. Kezâlik Rusya Devleti’ne bu makûle bir hâletin vukûʻunda memâlikinin himâyesi içün muʻâmele-i bi’lmisle ihtiyâcı olmaz. Esnâ-yı muhârebede Nemçe Devleti’yle Devlet-i ʻAliyye’nin râbıta-i muʻâhede-i ekîdesi Rusya Devleti’nin maʻlûmu olmağın Nemçe ʻasâkirinin memleketlerine karîb olan arâzî-i Boğdan’a duhûllerini Nemçe Devleti’nin Devlet-i ʻAliyye’ye taʻahhüd ve tahmîl-i fiʻile getürdüğü hıdemâtın mukâbelesinde muʻâhedelerinin mûcib olduğu esmâr ve netâyicinden ʻaddeylemekde Rusya Devleti’nin mülâhazası ihtimâli câ’iz bir maʻnâ idi.

Kaldı ki bu defʻa kemâl-i safvetle izâh ve tebyîn-i maslahat zımnında Rusya Devleti’nin işbu muʻâmele-i dostânesinden sonra Devlet-i ʻAliyye bundan böyle Rusya Devleti’ni bi-gayr-i hakkın takbîh ve takrîʻden fâriğ olmaz ise Rusya Devleti te’mîn zımnında Devlet-i ʻAliyye’nin ibrâz eylediği safvet ve hulûsunda şek ve şübhe etmekle mazarratı mûcib Devlet-i ʻAliyye’nin hafî bir murâdına ihtimâl vermesi câ’izdir. Bu gûne ʻadem-i emniyyetden burûdet ve nifâkın ve mesâlih-i devleteyne vechen mine’l-vücûh muvâfık olmayan münâzaʻâtın serîʻan tevellüd eylemeleri muhtemeldir.

Bu mâddenin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir

Kavâʻid-i düvel üzere bir devlet hasbe’l-kader devlet-i uhrânın arâzîsinden bir kıtʻaya müstevlî ve baʻde’s-sulh yine reddi şürûta idhâl olundukda hey’et-i mecmûʻasıyla bilâ kusûr teslîm eylemek lâzım olduğunu kimesne inkâr edemez. Rusya Devleti dahi Boğdan memleketini aldığı gibice Devlet-i ʻAliyye’ye teslîm eylemesi muktezâ-yı ʻuhûddan iken ʻakîb-i sulhde Nemçelünün zabt eyledikleri yerlerin ahvâli keyfiyyâtını müşʻir Boğdan boyarlarının tertîb eyledikleri mahzarlarını Rusya feldmareşâli Silistre muhâfızı tarafına irsâl ve Nemçelünün Boğdan’a duhûlü bârgîr mübâyaʻası bahânesiyle olduğunu işʻâr ve Silistre muhâfızı dahi mahzarı ve mareşâlin kâğıdını Âsitâne-i saʻâdete tisyâr etmekle Rusya maslahatgüzârına mâdde beyân olundukda Nemçelünün duhûlünü rızâ-yı Devlet-i ʻAliyye ile sebkat eden ittifâk şürûtuna mübtenîdir zann eyledik cevâbını îrâd ve bu husûsda Devlet-i ʻAliyye’nin bir dürlü haber ve agâhı olmadığı ve Rusya Devleti’nden bu mâddede himmet olunmadığı sûretde baʻde-ezîn Rusya Devleti îfâ-yı şürût etmedi deyu Devlet-i ʻAliyye’nin muʻâvaza iddiʻâsına salâhiyyeti olacağı sırkâtibi vesâtatıyla maslahatgüzâra ifâde ve istiʻlâm-ı hâl sûretinde feldmareşâle sadr-ı sâbık İzzet Paşa hazretleri tarafından bir kıtʻa mektûb tahrîr ve peyderpey maslahatgüzârdan istifsâr olarak sekiz ay vakt mürûr edüb katʻâ cevâb zuhûr etmediğinden zarûrî Nemçelü ile ʻakd-ı mevâda kıyâm olunmuş idi. Hâl böylece olmuş iken bu husûsda Devlet-i ʻAliyye âher devletle istişâre eylediği gibi bizimle niçün istişâre eylemedi demek niçe olabilür mülâhaza ediniz ve tercümânınız dahi bu mâddeyi böylece bilür denildikde hâzır-ı bi’l-meclis olan tercümânı dahi inkâr edemedi ve Devlet-i ʻAliyye verdikleri Boğdan arâzîsini Nemçelü ile bir mikdâr arâzî zımnında muʻâvaza etmiş idi dediğiniz ne makûle arâzîdir deyu elçiden su’âl olundukda maʻlûmum olan mâdde değildir. Ancak devletimden böylece yazılmış olmağla îrâd eyledim deyu cevâb verdi ve arâzî kalʻaya tâbiʻ olmağla biz Hotin ve Bender’i teslîm etdiğimize binâ’en îfâ-i şürût etmiş oluruz kelâmını îrâdında eğer hâl böyle olsa her bir sulhün ʻakîbinde tahdîd-i hudûd ve temyîz-i sınûr içün muhaddidler taʻyîni iktizâ etmez idi ve ol vakitde sizin ʻaskeriniz Boğdan’da olmayub bizim ʻaskerimiz duhûl ve Nemçelü andan sonra Boğdan’a vülûc etmiş olsalar îrâd eylediğiniz ʻözr vârid olur idi. Zîrâ Nemçelü ancak Devlet-i ʻAliyye’nin zâbiti ve ʻaskeri olan baʻzı mahalli dahi iddiʻâ etmişler iken ol mahalle duhûlleri naks-ı ʻahdi iktizâ edeceğine binâ’en derûnuna girmeyüb ve iddiʻâsında dahi fâriğ olmuşlardır ve bu husûsda elçi-i mersûm tenvîr-i sened ma’razında ben müddeʻâma Nemçe Devleti’ni dahi işhâd ederim ve şöyle zanneyledim ki bu husûs içün Nemçe maslahatgüzârı tarafından Devlet-i ʻAliyye’ye birkaç gün zarfında bir takrîr dahi ʻarz olunmuş ola dedikde hikmete mebnî izhâr-ı tecâhül olunmuşdur ve yine elçi-i mersûmun Devlet-i ʻAliyye’nin arâzîsini himâyetine Rusya Devleti zamîn değildir ve devletin dahi ana ihtiyâcı yokdur dediği makâleye cevâb verilüb bizim Boğdan arâzîsinde olan iddiʻâmız tamâmen teslîm-i mülk şürûtuna mebnîdir ve illâ Devlet-i ʻAliyye’nin arâzîsi himâyetinde âhere ihtiyâcı olmadığını herkes bilür ve Nemçelü tasarrufuna terk olunan arâzî-i Boğdan anlar ile ittifâk mukâbelesinde olmayub mücerred taleb-i dostâneleriyle terk olunduğu anlardan alınan takrîr kâğıdı mübeyyin olmağla kâğıd-ı mezbûr mukaddemâ maslahatgüzârın sırkâtibine irâ’et olunmuş idi deyu hâzır olan tercümânı işhâd olunmuşdur ve Devlet-i ʻAliyye arâzî-i mezkûrenin tamâmen ʻadem-i teslîminde zuhûr eden hâleti beyân eylemesi Rusya Devleti’ni takbîh veyâhûd takrîʻ-i ma’razında olmayub belki Devlet-i ʻAliyye’nin baʻzı husûslara mecbûr olduğu misillü bu mâddeyi muktezâ-yı taʻahhüdü üzere îfâda vakt ü hâle göre mecbûr olmak mülâhazası derkâr olduğundan îrâdı mücerred-i dostânedir denilüb bu iddiʻâdan ferâgını ıkrâr maslahat-ı Devlet-i ʻAliyye’ye nâ-muvâfık olduğundan bunun zımnında îrâd eylediği ruʻûnet-âmîz kelâmından iğmâz ile tecâhül olunub re’y-i ʻâlîye ihâle ile katʻ-ı kelâm olunmuşdur.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

Onuncu mâdde[:] Reʻâyânın külliyen ʻafvını hâvî olan şürût-ı ʻahidnâme Mora cezîresinden mâʻadâ her tarafa iʻlân ve işâʻat olunduğu ve Mora cezîresinin baʻzı umûruna nizâm verildikden sonra cezîre-i mezkûrede dahi icrâ olunacağı.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

On birinci mâdde[:] Kenâyis-i Mesîhiyye içün Devlet-i ʻAliyye’nin ber muktezâ-yı vakt ü hâl henüz îfâ-yı şürût edemeyeceği ve mukaddemâ taʻmîrlerine reʻâyâ tarafından şürûʻ olunmağla kibâr-ı devletin begâyet lisâna geldikleri îrâd olunmuş.

Mûmâ ileyhin su’âline elçinin bu defʻa meclisde verdiği cevâbı.

Aʻzâr-ı mezbûrenin kabûlü câ’iz değildir ki şürût-ı ʻahidnâmede tasrîhen zikr ve beyân olunan mevâdd-ı mezkûrenin ʻadem-i icrâsı ʻahidnâmenin rüsûhuna mûris-i halel olduğundan katʻ-ı nazar Devlet-i ʻAliyye ile Rusya Devleti beyninde riʻâyeti lâzım gelen müsâvât-ı hâriciyyeye bâʻis-i münâfât olmağın ʻalâ eyyi hâlin tashîhi muktezîdir ki Devlet-i ʻAliyye’ye mûris-i ıztırâb olan mevâddın dostâne tedkîk ve temyîz ve tanzîm ve tevfîklerine mübâderet eylemek hâletine bu vechile ircâʻ oluna.

Bu mâddenin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir

Onuncu ve on birinci mâddelerde îrâd eylediği Mora reʻâyâsına ve kenîsâ taʻmîrine dâ’ir kelâmına bâlâda ikinci mâddenin müzâkeresi mahallinde verilen ecvibe tekrâr ve edille-i mukteziyye ile menʻa ibtidâr olunmuşdur.

Mukaddemâ efendi-i mûmâ ileyhin elçiye îrâd eylediği su’âl.

On ikinci mâdde[:] Tatar umûruna dâ’ir olan ʻuhûd ve şürûtunu Devlet-i ʻAliyye inkâr etmeyüb lâkin Tatarın iddiʻâları ahkâm-ı şerîʻata mübtenî olmağla îrâd eyledikleri mevâddı istimâʻ ve hâh ve nâ hâh mesâlih-i mezkûreyi iltizâm etmemesi Devlet-i ʻAliyye içün emr-i muhâl kabîlinden olub serbestiyyetin refʻi ve Yenikalʻa ve Kerş ve Kılburun’un istirdâdı ve hâlet-i kadîmelerine iʻâdeleri bâbında tavâyif-i mezkûrenin iddiʻâları ʻadle mugâyir tekâlif-i gayr-ı vârideden idiğini Devlet-i ʻAliyye inkâr etmeyüb mevâdd-ı mezkûrede Rusya Devleti’nin hukûk-ı sarîhasından keff-i yed eylemesine Devlet-i ʻAliyye’nin ısrâr eylemediği ancak tavâyif-i Tatarın îrâd eyledikleri mevâddın dostâne tedkîk ve temyîz ve fasl ve hasm olunmaları bâbında bir vesîle-i suhûlet arzûsunda iki hattâ hâssaten bu mâddelere me’mûr murahhaslar vesâtatıyla temşiyetlerine rızâsı münzam olub ol vechile devlet yine Tatarın îrâd eyledikleri mevâd ve mutâlebâtı tezkâr ve taleb ve iddiʻâya ibtidâr edüb baʻdehu baʻzısından keff-i yed ederek levâzım-ı dîniyyenin îfâsıyla mahâzîr-i şerʻiyyenin refʻve imhâ olunduklarını Tatar tâ’ifesine inhâ ve zâhib olduğunuz vechile her cânibden mesdûd değilsiz baʻde’l-yevm kemâl-i emniyyet-bâl ile müsterîh olmanız iktizâ eder demekle gerek Tatar tâ’ifesinin ihtilâlleri ve gerek ʻulemâ-yı kirâmın feryâdları mündefiʻ oldukda Devlet-i ʻAliyye ikide birde taʻcîz olunmakdan rehâ bulub umûr-ı sâ’irenin fasl ve tanzîminde kesb-i suhûlet edeceği tafsîlen ifâde olunmuş idi.

Mûmâ ileyhin su’âline bu defʻa elçinin meclisde verdiği cevâbı.

Mevâdd-ı merkûmenin dostâne müzâkeresine ibtidâr olunmak zımnında vesâ’il-i sahîheyi tertîb husûsu yine tarafımızdan matlûb olan şart ʻahidnâmenin levâzımını bir ân akdem îfâ etmekle Devlet-i ʻAliyye’nin irâdesine vâbestedir. Devlet-i ʻAliyye ʻuhûd-ı musâlahaya mâniʻ olan seng-i nifâkı hılâl-i tarîkden refʻ eyledikde derʻakab Rusya Devleti temşiyet-ı umûr içün müzâkere ve muhâbereye ibtidâr eylemekden mübâʻdet etmeyeceği mukarrerdir.

Serbestiyyetin refʻi Kerş ve Yenikalʻa ve Kılburun’un istirdâdı dâʻiyyesi ʻadl ve hakka mugâyir bir iddiʻâ idiğini Devlet-i ʻAliyye iʻtirâf eder. Kaldı ki işbu ıkrârı tavr ve hareketinde lâzım gelen safvet ve hulûsa muvâfık olduğunu fiʻilen dahi Rusya Devleti’ne isbât eylemesi Devlet-i ʻAliyye’nin irâdesine tevakkuf eder ve bu takrîb ile Devlet-i ʻAliyye’nin ehemm-i mehâmından olan mâddenin mahzûrâtını defʻ eylemesi vüsʻundadır. Eğer maksad-ı mezkûra îsâl eden tarîki küşâd eder ise.

Bu mâddenin bu defʻa meclisde olan mükâlemesidir

On ikinci mâddede Devlet-i ʻAliyye refʻ-i serbestiyyet-i Tatar ve Kerş ve Yenikalʻa ve Kılburun’un istirdâdı iddiʻâsında mihakk olmadığını mukaddemâ iʻtirâf eylemişdir. Mukaddimesini ele alub tatvîl-i bahs ve devr ve dırâz ile bu keyfiyyeti ıkrâr etdirmek kaydına düşdükde bu kulları cevâb verüb Devlet-i ʻAliyye’nin irâdesi şimdiye dek söylediği kelâm bir mesâlih-i mülkiyye ve mâliyye mülâhazasına mübtenî olmayub hemân tâ’ife-i Tatarın irzâ ve iskâtlarına zerîʻa ve te’mîn-i kulûblarına vesîle olacak bir sûret-i hasene tedâriki zımnındadır. Tatar tâifesi te’mîn ve irzâ olunacak vechile nizâm bulması melhûz olan husûs ne derecede olabileceği henüz Devlet-i ʻAliyye’nin mechûlüdür ve ʻalâ kadri’l-imkân ilzâmlarına saʻyda dahi kusûr yokdur denilüb elçi dahi Âsitâne’de olan sultânlar ve mîrzâlar Kırım’a iʻâde olunsalar Tatar tâ’ifesi ne işlemeğe kâdir olabilürler dedikde çâkerleri mukâbele edüb bâlâda beyân olunduğu vechile mezbûrların yedlerinde vesîle-i şerʻiyye olmasa vâkıʻâ bir şey edemezlerdi ve lâkin umûr-ı dîniyyede hilâfı ihtiyâr Devlet-i ʻAliyye’nin ʻuhdesinde olmamağla sultânları böyle cevâblar ile iʻâde mümkün değildir. Zemenîleri ibrâz ve îrâd ve her bir mâddede katʻî cevâb verilmeyerek ve iktizâ eden ecvibenin iʻtâsı ârâ-yı sâ’ibe-i evliyâ-yı niʻamîye taʻlîk olunarak ihlâs ve muvâlât sûretinde meclise hitâm verilmişdir.

Bâlâda mastûr olan es’ile ve ecvibe tamâmından sonra elçi-i mûmâ ileyh bu husûslar içün bir cevâb-ı katʻî iltimâsını beyân eylediğinden gayrı ancak kendü tarafından olarak iki mâdde dahi îrâd etmişdir. Mâddeteynden biri İngiliz tüccârından Abot nâm tâcirin ocak bâzergânında alacağı olan meblağ sâbıkâ Rusya elçisi Obreşkof’un mâli olmak üzere tahsîli mukaddemâ birkaç defʻa iltimâs olunduğuna binâ’en bu mâddeye himmet olunmasını ve biri dahi Eflak ve Boğdan’a dâ’ir dostâne îrâd eyledikleri mevâd Devlet-i ʻAliyye tarafından dostâne istimâʻ olunması tecvîz olunmak husûsu şürût-ı ʻahidnâme muktezâsından olub bu defʻa cizye husûsu içün verilen nizâm muktezâ-yı mürüvvet-i ʻilmiyeye muvâfık olduğunda iştibâh olunmaz. Ancak devletimin dahi maʻlûmu olmak lâzıme-i dostîdir deyu sûret-i nizâm kendüye irâ’et olunması iltimâsından ʻibâret olmağla dostluğa riʻâyet herhâlde makâsıd-ı hayriyye-i Devlet-i ʻAliyye’den olduğuna binâ’en bu mâddeler dahi efendilerimize ifâde olunur cevâbı verilmişdir.

BELGENİN TIPKIBASIMI













Bu makale Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisans (CC BY-NC) ile lisanslanmıştır.

Kaynaklar

  • Arşiv Kaynakları
  • Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA),
  • Yıldız Esas Evrakı (Y.EE): 91/44.
  • Araştırma ve İnceleme Eserler
  • Aksan, Virginia, Kuşatılmış Bir İmparatorluk Osmanlı Harpleri 1700-1870, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 2011.
  • Ahmed Vâsıf Efendi, Mehâsinü’l-Âsâr ve Hakâikü’l-Ahbâr, haz. Mücteba İlgürel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., İstanbul 1978.
  • Köse, Osman, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması: Oluşumu-Tahlili-Tatbiki, TTK, Ankara 2006.
  • Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmanî, C 3, haz. Nuri Akbayar, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 1996.
  • Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, C 3, haz. Abdülkadir Özcan, TTK, Ankara 2018.
  • Uzunçarşılı, İsmail H., Osmanlı Tarihi, C 4/1, TTK, Ankara 1995.

Dipnotlar

  1. 768-1774 Osmanlı Rus Savaşı ve sonrasındaki yaşanan gelişmeler şu çalışmalardan özetlenmiştir: İsmail H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C 4/1, TTK, Ankara 1995, s. 365-427; Virginia Aksan, Kuşatılmış Bir İmparatorluk Osmanlı Harpleri 1700-1870, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul 2011, s. 133-171; Osman Köse, 1774 Küçük Kaynarca Andlaşması: Oluşumu-Tahlili-Tatbiki, TTK, Ankara 2006.
  2. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Yıldız Esas Evrakı (Y.EE), 91/44.
  3. Raif İsmail ile ilgili bk. Ahmed Vâsıf Efendi, Mehâsinü’l-Âsâr ve Hakâikü’l-Ahbâr, haz. Mücteba İlgürel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yay., İstanbul 1978, s. 256-257; Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, C 3, haz. Abdülkadir Özcan, TTK, Ankara 2018, s. 151-152; Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmanî, C 3, haz. Nuri Akbayar, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul 1996, s. 837-838.
  4. Mehmed Süreyya, age., C 4, s. 1328.
  5. Su’âl olmalıdır.

Şekil ve Tablolar